(1479 S. K. m. 24, 69, 82)
Dava: Davacı, ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Taş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu.
Temyiz konusu hükme ilişkin dava Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından, Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: Davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Kanunun 63. maddesidir. Aynı Kanunun 41. maddesi hükmüne göre, sigortalının iş kazası sonucu ölmesi halinde, Kurum hak sahiplerine prim ödeme süresine bakmaksızın ölüm aylığı bağlar ve bunun ilk peşin değerini üçüncü kişiler ve onları istihdam edenler ile araç sahipleri ve diğer sorumlulardan rucüen tazminat yoluyla ister. 63. madde hükmünü açıklamadan önce maddedeki üçüncü kişi kavramının kimleri amaçladığı konusu üzerinde durulmalıdır. Uygulamada birinci kişi Bağ-Kur'u ikinci kişi sigortalı veya hak sahibini, üçüncü kişi ise bu ikisinin dışında kalan kişileri amaçlamaktadır. Madde ile Kuruma tanınan rucüen tazminat hakkının hukuki nitelendirmesine gelince, başlangıçta uzun yıllar bu hakkın kendine özgü halefiyet kuralına dayandığı kabul edilerek içtihat oluşturulmuş ise de, Yargıtay daha sonra bu görüşünü terk ederek; maddede 3396 sayılı Kanunla 30.06.1987 tarihinde yapılan değişiklik sonucu, Kurumun rücu hakkının halefiyete dayanmadığını ve Kanundan doğan basit rücu hakkı olduğunu kabul etmiş ve içtihat bu yönde oluşarak istikrar kazanmış bulunmaktadır.
Öte yandan, kusur incelemesinin sağlıklı şekilde yapılabilmesi, ancak davalılar ile sigortalının hukuki durumlarının ve aralarındaki hukuki ilişkinin yasaya uygun biçimde tanımlanmasına bağlıdır. Belirtmek gerekir ki; Bağ-kur sigortalısı 1479 sayılı Kanunun 24. maddesindeki tanıma göre, herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan kişi olduğundan işini yaptığı kişi ile arasındaki hukuki ilişki hizmet akdine değil çoğunlukla istisna akdine dayanır işini gördüğü kişi işveren değil iş sahibidir. Hal böyle olunca iş sahibinin sigortalı üzerinde İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanunundan doğan işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini alma görev ve sorumluluğu olmadığı açıktır.
Oysa mahkemenin hükme dayanak kıldığı bilirkişi raporunda, davalıların iş kazasına uğrayan Bağ-kur sigortalısının işvereni gibi değerlendirildiği ve işverene ait sorumluluk esaslarını içeren İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü hükümlerince kusur aidiyet ve oranlarının belirlendiği görülmüştür.
Kusur raporunda yukarıda açıklanan hukuki tanımlamaya aykırı bir yaklaşımla iş kazasının meydana geldiği un fabrikasının sahipleri olan davalılar Muzaffer Karabulut ile Halis Gürbüz Bağ-Kur sigortalısının işvereni gibi kabul edilerek iş güvenliği tedbirlerini almamak, denetlememek vs. gibi işverene ait sorumluluk nedenlerine dayanılarak (%25Ú %25R) kusur toplamı %50 üzerinden kusurlu bulunmuşlardır. Oysa Bağ-Kur sigortalısı kendi adına bağımsız çalışan ve bu nedenle işvereni bulunmayan kişidir.
Hal böyle olunca davalıların iş kazalarına karşı gerekli tedbirleri alma ve bunları denetleme gibi işverene ait bir sorumluluğu bulunmadığı, ancak 3. kişi sıfatıyla olayın meydana gelmesinde suç sayılır nitelikte kusurlu bir eylem ve davranışının bulunup bulunmadığı üzerinde durulmalı ve kusur aidiyet ve oranları bu kapsamda belirlenmelidir.
Mahkemenin 1479 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmüne uygun olarak olayı iş kazası olarak kabul etmesi isabetli ise de, davalıların kusurunu belirlerken yukarda açıklanan hukuki esasları gözetmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 18.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy