(506 S. K. m. 26) (492 S. K. m. 26)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rucüen ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almış, fakat kabulden sonra ıslah yapılamayacağından davacı Kurumun ıslahta bulunduğu miktar için dava açabileceğinden bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Özmen tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Sosyal Sigortalar Kurumu, davalı O. İnşaat Mühendislik Madencilik San. ve Tic. AŞ. sigortalılarından Kadri Satı'nın 28.01.2001 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölmesi nedeniyle hak sahiplerine bağlanan gelirlerin ve yapılan masraf ve ödemelerin 3/8'inin tahsili için, davalılar aleyhine İzmir 2. İş Mahkemesinin 2002/1066 Esasında kayıtlı rücu davasını açmıştır. Davalıların %50 kusuru ve hak sahiplerinin tavan zararı tespit edilmiş, mahkemenin kabulüne ilişkin kararı Dairemizce onanarak kesinleşmiştir.
Bu davada Sosyal Sigortalar Kurumu; ilk davada istenmeyen, yani dava konusu yapılmayan tedavi giderinin 1/8'i 86.575.204.TL. ile, cenaze giderinin 1/8'i 11.400.000.TL.'si ve artışların %50'si 5.835.456.110.TL. si rücu alacağını davalılardan müştereken ve müteselsilen istemiştir. Ne var ki, dilekçeden de anlaşılacağı üzere, ilk peşin sermaye miktarının 1/8'ni dava konusu yapmayı unutmuş olan Kurum vekili 25.02.2005 tarihli, ıslah dilekçesi ile; unutulan 1.371.34.YTL.'sini ıslah yoluyla davalılardan müştereken ve müteselsilen talep etmiştir.
Davalılar vekili 07.02.2005 tarihli ve yazı işleri müdürünün havale ettiği dilekçe ile; davayı kabul ettiğini yargılama gideri, vekalet ücreti ile sorumlu olmadıklarını beyan etmiştir.
Rücu davasının ilk oturumu 07.03.2005 tarihinde yapılmış ve Sosyal Sigortalar Kurumu vekili dava ve ıslah dilekçesini aynı anda tekrar etmiş; davalı vekili ise cevap dilekçesini tekrarlamıştır. Yine, davalı vekili 03.05.2005 tarihli dilekçe ile; kabulden sonra ıslah yapılamayacağını, ıslah dilekçesi ile istenilen miktarın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.
Mahkemece kabulden sonra ıslah talebinin yerinde olmadığını ileri sürerek, Kurumun ıslah dilekçesi ile istediği miktarı reddetmiş ayrıca, ilk celse davanın kabul edilmesi nedeniyle davalıların yargılama gideri ve vekalet ücreti ile sorumlu olmadıklarına karar vermiştir.
Islah HUMK.'nun 83. ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir.
Islah, tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye kadar tabi olmayanlarda mahkemenin bitimine kadar yapılabilir. Kurum vekili, ilk rücu davasında dava konusu yapılmayan ve davalıların 1/8 kusuruna isabet eden peşin sermaye miktarının unutulması sebebiyle bu rücu davasının ilk oturumunda dava dilekçesi ile birlikte bu miktar ıslah yoluyla talep etmiştir.
Kabul, HUMK.'nun 92. maddesine göre, iki taraftan birinin diğerinin neticei talebine muvafakat etmesi şeklinde ifade edilmiştir. Davayı kabul davalı tarafın mahkemeye karşı yapacağı tek taraflı bir irade beyanı ile olur, tarafların dava konusu üzerinde serbest tasarruf yetkilerinin bulunduğu davalarda, davacının veya mahkemenin ayrıca kabul etmesine gerek yoktur. Kabul hükmün kesinleşmesine kadar yapılabilir. Davalı taraf ilk oturumda davayı kabul etmiştir. Ancak, ilk rücu davasında davalıların sorumlu tutulacakları rücu alacağı miktarı belirlenip kesinleşmiştir. Bu rücu davasında ilk peşin sermaye miktarının 1/8'ne isabet eden miktar dava dilekçesinde sehven unutulmuştur. Mahkeme tarafından ilk rücu dava dosyası getirtilmiş, bütün delillerin toplandığı davalıların sorumlu oldukları miktarın belirlendiği, 1/8 kusura isabet eden peşin sermaye miktarının o davada dava konusu yapılmadığı açıkça belli olmaktadır. Gerçekten kabul, kesin bir hükmün hukuki neticelerini doğurur. Kabul ile davada sona erer. Ancak, bu davada kabulden önce dava dilekçesi ile birlikte davacı taraf ıslah talebinde bulunmuştur. Kabulden sonra ıslah yapılmamıştır. Ayrıca ıslahla birlikte yepyeni usulü işlemler yapılması söz konusu değildir. Yukarıda söylendiği gibi, ilk rücu dava dosyasındaki deliller, Kurumun ıslah talebindeki miktarı karşılamaya yeterlidir. Öte yandan ıslah isteminin reddi usul ekonomisine de uygun düşmemektedir.
Mahkemenin davalı tarafı ilk oturumda davayı kabul etmeleri sebebiyle yargılama gideri ve vekalet ücreti ile sorumlu tutmamış olması da isabetli bulunmamıştır. Zira 506 sayılı Kanunun 26. maddesindeki sorumluluk Sosyal Sigortalar Hukukuna özgü ve halefiyet esasına dayalı bir sorumluluk çeşidi öngörülmektedir. Bu nedenle Sosyal Sigortalar Kanununun 26. maddesine dayalı davanın kabulle sonuçlanmasında dahi davalının ödeyeceği rücu alacağı için Kurum tarafından temerrüde düşürülmese bile davacı yararına yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği Dairemizin yerleşmiş içtihatları arasındadır. Ne var ki, davalının ıslah öncesi dava dilekçesindeki miktarı ilk celsede kabul etmesi sebebiyle o miktarla sınırlı olarak Harçlar Kanunun 22. ve Avukatlık Asgari Ücret tarifesinin 7. maddesinin mahkemece göz önünde tutulması gerekir.
İş bu maddi ve hukuki olgular göz önüne alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy