(1479 S. K. m. 25, 26, Geç. m. 18)
Dava: Davacı, vergi kaydının başladığı 20.04.1982 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi N. Şengün tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, hukuki nitelikçe; davacının; 20.04.1982 ile 04.01.2000 tarihleri arasında vergi kaydına dayalı olarak kendi nam ve hesabına faaliyette bulunduğundan bahisle, bu sürenin; borçlanma hakkından yararlanmak suretiyle 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık süresi olarak değerlendirilmesi gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Davacının, dava konusu dönemde; kendi nam ve hesabına çalışmasından dolayı meslek kuruluşu kaydı ve vergi kaydı (01.09.1986 tarihinden başlayarak devam eden) olduğu ve bu sebeple sigortalılık niteliği taşıdığı halde 19.03.2002 tarihine kadar Kuruma kayıt ve tescilinin, prim ödemesinin bulunmadığı tartışmasızdır.
1479 sayılı Kanunun 26. maddesinde; sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği, aynı Kanunun 25. maddesinde ise, yasal şartların gerçekleştiği tarihte sigortalılığın kendiliğinden başlayacağı öngörülmüştür.
Ne var ki, 1479 sayılı Kanuna göre, hak ve mükellefiyetlerin belirli tarihlerde başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemeler kapsamında; 619 sayılı Kanunun Hükmünde Kararname'nin geçici 1. maddesi hükmünde; bu Kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin bu Kanun Hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayacağı ancak; 1479 sayılı Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla 20.04.1982 tarihinden 04.10.2000 tarihine kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı oldukları süreleri borçlanmak suretiyle sigortalılık süresi olarak değerlendirmeleri imkanı geliştirilmişse de; Anayasa Mahkemesinin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca, 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname tüm hükümleriyle iptal edilmişti, sonradan 02.08.2003 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunun 46. maddesiyle 1479 sayıl Kanuna eklenen geçici 18. madde hükmü ile de; 619 sayılı Kanunun Hükmünde Kararname'nin geçici 1. maddesi hükmüne benzer bir düzenlemeyle; sigortalılık niteliğini taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmayanlara, 20.04.1982 ile 04.10.2000 tarihleri arasında vergi kayıtlarına dayalı çalışma sürelerini belli koşullarla borçlanma imkanı tanınmıştır. Bu yönde; borçlanma hakkı; 04.10.2000 tarihinden sonra zorunlu sigortalı olarak Bağ-Kur'a tescil edilmiş olduklarından daha önce vergi kaydı bulunanlara tanındığı gibi, bu hak; sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlaması için öngörülen tarihlerden itibaren, yasada belirtilen ve hak düşürücü süre niteliğindeki süreler dahilinde kullanılmalıdır.
Dava konusu olayda; davacının; Bağ-Kur'a tescil başvurusunda bulunduğu tarihte (19.03.2002) 619 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi, Anayasa Mahkemesinin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren kararıyla iptal edilmiştir. Benzer bir düzenlemeyi içeren 1479 sayılı Kanuna 4956 sayılı Kanunla eklenen geçici 18. madde hükmü ise, anılan kanunun yayım tarihi olan 02.08.2003 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olup, tescil talep tarihi dikkate alındığında; her iki hükmünde somut olayda uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Başvuru tarihinde (19.03.2002) yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere bakıldığında; Bağ-Kur sigortalılığının 04.10.2000 tarihinden başlatılmasını zorunlu kılan bir koşulun bulunmadığı görülmekte olup, uyuşmazlığın; anılan tarih itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre çözümlenmesindeki yasal zorunluluk açık olup bu çerçevede, anılan Kanunun sigortalılık için aradığı koşullar gözetildiğinde; davacının; 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak hak ve yükümlülüklerinin, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmiş olması ön koşulu dikkate alınarak vergi mükellefiyetinin oluşturulduğu tarih itibariyle başlatılması gerekir.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar değerlendirilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açılanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 19.12.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy