(818 S. K. m. 113, 131)
Dava: Davacı, 01.04.2003-17.06.2005 tarihleri arasında adına tahakkuk eden birikmiş yaşlılık aylıkları tutarlarına ay be ay, ödeme tarihine kadar işletilecek yasal faiz tutarlarından şimdilik 834,00 YTL'nin ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Yurtdışında geçen çalışma sürelerini 3201 sayılı yasa uyarınca borçlandıktan sonra 01.4.1993 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanan sigortalının, 19.9.2003 tarihine kadarki dönemde, yurtdışındaki çalışmasını sürdürüp bir süre de işsizlik yardımı aldığının tespiti üzerine aylığının iptali yoluna gidildiği ve yersiz ödenen aylıkların geri alındığı; davacı tarafından Ankara 8. İş Mahkemesi'nde açılan dava sonucu verilen 2004/397 E.,2004/744 K. sayılı kararla, 01.4.1993 tarihinden bağlanan aylığın iptali işlemi yerinde bulunmakla birlikte, borçlanma işleminin geçerliliğine ve kesin dönüş koşulunun gerçekleşmesine göre; kesilen aylığın, 01.4.2003 tarihinden itibaren bağlanmasına karar verilmiştir.
Aylığın bağlanma gereğini öngören mahkeme kararının Yargıtay 10. Hukuk Dairesince 26.01.2005 tarihinde onanması üzerine, sigortalıya aylık bağlanıp, 01.4.2003-17.6.2005 tarihleri arası döneme ait birikmiş aylıkları, 18.6.2005 tarihinde ödenmek üzere bankaya gönderilmiş, davacı vekili tarafından, Kuruma verilen 24.5.2005 tarihli dilekçeyle birikmiş aylıklardan kaynaklanan faiz hakkının saklı tutulduğu belirtilmiş, 27.7.2005 tarihinde Korgan Noterliğinden keşide edilen ihtarnameyle banka şubesine de faiz hakkının saklı tutulduğu bildirilmiş olup; birikmiş aylıklara ilişkin yasal faizin tahsili istemiyle açılan eldeki davanın yargılaması sonucunda ise, yazılı gerekçelerle red kararı verilmiştir.
3201 sayılı yasa uyarınca borçlanılan süre gözetilerek yaşlılık aylığı bağlanması sırasında, yurda kesin dönüş koşulunun gerçekleşmediğinin anlaşılması halinde, yurda kesin dönüşün gerçekleştiği tarihe kadar bu hakkın askıda olduğu kabul edilerek işlem yapılması gereği Yargıtay'ın konuya ilişkin yerleşik içtihatlarında dile getirilmiş olup, kesinleşen mahkeme kararı ve buna dayalı aylık bağlama işlemi bu ilke çerçevesinde gerçekleştirilmişse de, davacının birikmiş yaşlılık aylığı miktarı nedeniyle yasal faiz tahakkuku yoluna gidilmemiştir.
Alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlan faiz kavramı kapsamındaki temerrüt faizi de; muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması gerekli değildir. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da şart değildir. Borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer'isi niteliğindeki (BK. Md.113/2 ve 131) faizin, asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması, ya da, halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması da yasal bir gerekliliktir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında değerlendirme yapıldığında; aylık iptalinin davacının kesin dönüş koşulu konusundaki yanlış beyanından kaynaklanmış olması ve konunun yargısal süreç sonucunda açıklığa kavuşturulmasının, bilirkişi raporundaki yaklaşımla, iptal işlemine dayanak kusurlu davranışın, temerrüt faizine hak kazanma koşulları üzerinde herhangi etkisi bulunmadığı gibi; davacı vekili tarafından ödeme öncesi verilen dilekçe ve banka şubesine gönderilen ihtarnameyle, fer'i nitelikli faiz hakkının ödemeyle ortadan kalkmasının yasaya uygun olarak önlendiği de belirgin bulunduğundan, davacının faiz alacağının, birikmiş aylıklarının ait oldukları aylar ve ödenmeleri gereken tarihler gözetilerek hesaplanması gereği üzerinde durulmaksızın, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 11.07.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy