(1479 S. K. Ek m. 11) (4956 S. K. m. 37) (619 S. KHK. m. 28)
Dava: Davacı, icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi M..... Ş.... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davacı Bağ-Kur vekili, 29.12.1983 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olan Şenol'un, kocasından dolayı 25.11.1986 tarihinde sağlık karnesi verilen ve bilahare 04.10.2000 tarihi itibariyle 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescil edilen eşi Ümran için, hak etmediği halde kocasının sağlık karnesini kullanarak 01.07.2001-05.06.2003 tarihleri arasında yapılan 801.415.359 liralık tedavi ve iyileştirme giderinin fer'ileriyle birlikte tahsili için Şenol aleyhine girişilen icra takibine, borçlunun vaki itirazının iptali ile; icra takibinin devamı ve borçlunun %40 icra inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına karar verilmesini istemiş, mahkemece; davalının eşi Ümran'ın, düzenli prim ödemesinin bulunmadığı, borcu nedeniyle 1479 sayılı Kanunun Ek-11. maddesindeki sağlık yardımından yararlanma koşullarının oluşmadığı, kendisinin zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması nedeniyle kocasının sağlık sigortasından yararlanamayacağı gerekçesiyle borçlunun itirazının iptaline karar verilmiştir.
1479 sayılı Kanunun sağlık sigortasının kapsamını belirleyen 11. maddesinde, Bu Kanunun 24. maddesine göre sigortalı olanlardan; a) Sigortalılığı devam edenler ile eş ve bakmakla yükümlü oldukları çocukları, ana ve babaları, b) Yaşlılık ve malullük aylığı almakta olanlar ile eş ve bakmakla yükümlü oldukları çocukları, ana ve babaları, c) Ölüm aylığı alanlar sağlık sigortası yardımlarından yararlanırlar. hükmünün öngörülmüş, anılan maddeye 3235 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle getirilen Ancak, diğer Sosyal Güvenlik Kanunlarına ve özel Kanunlara göre sağlık yardımlarından faydalananlar yararlanamazlar şeklindeki düzenlemenin, 24.08.2000 tarih ve 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 28. maddesiyle kaldırılmış, 24.07.2003 tarihli, 4956 sayılı Yasanın 37. maddesiyle yapılan düzenlemede ise bu yönde benzeri içerikte, engelleyici bir hükme yer verilmemiştir. Farklı sosyal güvenlik kanunlarına göre sağlık yardımlarından faydalananlar yönünden getirilen bu düzenlemenin, aynı sosyal güvenlik kanunu kapsamında bulunanlar yönünden hüküm içermediği de görülmektedir.
04.10.2000 tarihinde zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescili yapılan davalının eşinin, 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sağlık sigortası yardımlarından eşi üzerinden yararlanmasını engelleyen bir düzenlemeye Bağ-Kur Sağlık Sigortası Yardımları Yönetmeliği'nde yer verilmiş olması, normlar hiyerarşisi dikkate alındığında hukuki sonuç doğurmayacaktır.
Bağ-Kur sigortalısı olarak sağlık yardımı kapsamına girmiş olan kocası nedeniyle yararlanmakta olduğu sağlık yardımlarından davalının eşinin mahrum bırakılması, eşinden dolayı yapılan sağlık yardımlarını geri ödeme yükümlülüğü altına sokulması, davalı ve eşinin Anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkından yoksun bırakılması sonucunu doğurmakta olup, yasa maddesi ile çeliştiği gibi sosyal güvenlik hukukunun temel yaklaşımına da aykırı düşmektedir.
Ayrıca, 1479 Sayılı Bağ-Kur Kanununun 22.02.2006 gün ve 5458 sayılı Kanunun 13. maddesi ile değişik Ek 19. maddesindeki, Bağ-Kur'a kayıt ve tescili yapıldığı halde 5 yıl ve daha fazla süreye ilişkin hiç prim ödemesi bulunmayan sigortalıların, bildirime karşın prim borcunu ödememeleri durumunda, tescil tarihi itibariyle sigortalılığının durdurulacağını, prim borcuna ait sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyeceği, bu sürelere ilişkin prim tutarlarına Kurum alacakları arasında yer verilmeyeceği yönündeki hüküm dikkate alındığında, madde metninde belirtilen nedenlerle sigortalılığı durdurulan kişilerin sağlık yardımlarından yararlanmalarını sağlayan daha önceki sübjektif statülerinin yok sayılarak, sağlık giderlerini ödeme yükümlülüğü altına sokulmaları anılan mevzuat hükmüne de uygun bulunmamaktadır.
Maddi hukukun; her zaman, hayatın değişen sosyal akışı içinde gelişen tüm olayları ve ayrıntıları kurallaştırma gücüne sahip olmadığı da dikkate alınarak çıkarlar dengesi ve adalet duygularını gözeterek toplumun gereksinimlerini karşılamakla yükümlü bulunan yargı organlarının, sigortalılar aleyhine düzenlemeler içeren yasa maddelerinin ortadan kaldırıldığı durumlarda, yasa koyucunun amacı da göz önünde bulundurularak, söze oranla öze üstünlük tanıyan bir yorumla sonuca varması ve buna göre Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.10.2006 gün ve 586/649 sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi, kendisi de Bağ-Kur sigortalısı olan davalının eşinin, sigortalı eşi nedeniyle sağlık sigortası yardımından yararlanmasına engel bir durumun bulunmaması karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine, 16.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy