(506 S. K. m. 26) (818 S. K. m. 43, 44)
Davacı, trafik işkazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemeler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan ödetilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hükmün, taraflar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, Davacı SSK Başkanlığı, davalı S.S.Ü. Konut Yapı Kooperatifi Başkanlığı ve davalı A.'nin temyiz itirazlarının tüm, davalı B.nin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava; işe girişi süresinde Kuruma bildirilmediği ileri sürülen sigortalı işçi S.'nin 10.04.2000 tarihinde meydana gelen trafik-iş kazası sonucu ölümü üzerine Kurumca sigortalının hak sahiplerine yapılan sosyal sigorta yardımlarının 506 sayılı Kanunun 10 ve 26.maddeleri uyarınca rücuan ödetilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece belirlendiği gibi sigortalının 13.02.1992 tarihinden kaza tarihine kadar davalı işyerinde kesintisiz ve sürekli çalıştığı ve bu çalışmalarının eksiksiz olarak Kuruma bildirildiği çekişmesiz bulunduğundan somut olayda 506 sayılı Kanunun 9 ve 10.maddelerindeki koşulların oluşmadığı, zararlandırıcı sigorta olayında, sigortalının %20, davalı S.S.Ü. Konut Yapı Kooperatifi Başkanlığının %35, davalı A.'nin %5, ölen sigortalının eşi olan davalı B.'nin %40 oranında kusurlu olduğu, 506 sayılı Kanunun 26.maddesi ve %80 kusura göre hak sahiplerinin maddi zararlarının; sırasıyla eşi (davalı) Bahriye için 31.262.18 YTL, kızı Demet için 8.219.74 YTL ve oğlu Onur K. için 3.455.31 YTL olarak hesaplandığı dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır.
Somut olayda tartışılması gereken hukuksal sorun; zararlandırıcı sigorta olayında vefat eden sigortalının eşi olan davalı B.'nin, maddi zarar (Tavan) miktarından sorumluluğunun nasıl belirleneceğine ilişkindir. Davalı B. dışındaki diğer davalılar yönünden, 506 sayılı Kanunun 26.maddesi çerçevesinde belirlenen maddi zarar miktarlarından, bu miktarlarla sınırlı şekilde sorumlu oldukları hususunda herhangi bir duraksama yoktur. Sigortalının ölümü üzerine hak sahibi konumundaki davalı eş B. ile çocukları D. ve O. K.'e Kurumca ölüm geliri bağlanmış ve bilahare bağlanan bu gelirler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için tüm davalılar aleyhine işbu rücu davası açılmıştır. Sigortalıların ve ölümleri halinde hak sahiplerinin ekonomik yönden güçsüz, günü gününe ve kıtı kıtına geçinen kişiler olduğu bilinen bir gerçektir. 506 sayılı Yasada, işverenlik ile hak sahipliğinin birleşmesi halini düzenleyen ve bu gibi hallerde Kurum zararının nasıl tahsil edileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.
Dairemizin 27.05.2002 gün ve 2002/2137-4827 sayılı kararında da açıkça belirtildiği gibi, sigortalının babasız kalan çocuklarının; kedilerine bağlanan gelirlerin tahsili için dava açılması hallerinde, işveren durumunda bulunan annelerinin rücu tazminatının tümünden sorumlu tutulduğunda Kurumca bağlanan sosyal yardımların bir kesiminden yararlanamamış duruma düşmeleri nedeniyle davalı Bahriye yönünden, Borçlar Kanununun 43 ve 44.maddeleri uyarınca rücu alacağının miktarlarından, başka bir anlatımla tüm hak sahipleri için belirlenen tavan değerlerden bir miktar hakkaniyet indirimi yapılması gerekir.
O hâlde mahkemece yapılacak iş; Borçlar Kanununun 43 ve 44.maddeleri uygulanmak suretiyle davalı B. yönünden uygulanacak tavan belirlenerek, B.'nin sorumluluğunun, bu miktarla sınırlı şekilde diğer davalılarla birlikte müştereken ve müteselsilen, artan tavan değerlerden ise sadece diğer davalıların yine müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarına karar vermekten ibaret olup bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde davalı Bahriye'nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA; temyiz harcının istek hâlinde davalılardan Bahriye 'ye iadesine, Üyeler S. ve A.'nin muhalefetlerine karşı; Başkan Coşkun, Üye Süleyman ve Üye Neslihan'ın oylarıyla ve oyçokluğuyla 06.11.2006 gününde karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Sosyal Sigortalar Kurumu vekili; 11.04.2000 günü S.S.Ü. Konut Yapı Kooperatifi inşaatında Kooperatifin mermer işlerini yapan davalı B.'nin işçisi S.nin inşaatta mermer ölçüleri alırken, 6. katın asansör boşluğundan zemine düşüp ölmesi sonucu; hak sahiplerine bağlanan gelirlerin bir kısmını, 506 sayılı Kanunun 10 ve 26. ncı maddelerine göre davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Mahkeme, rücu olayında; Davalı Kooperatifi %35, A.'yi %5, B.'yi %40, sigortalıyı %20 kusurlu bularak 26.ncı madde yönünden davanın kabulüne, 10. ncu maddenin koşulları oluşmadığından, bu maddeye dayalı istemin reddine karar vermiştir.
Dairemiz; işkazasında ölen sigortalı S.'nin davalılardan B.'nin kocası olduğunu, bu nedenle rücu alacağından Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44.ncü maddeleri gereğince bir miktar indirim yapılmasına değinerek mahkeme kararını bozmuştur.
Dairemizin bozma kararına aşağıdaki nedenlerle katılamıyoruz.
Bunlar: 1- Dairemiz işveren ve hak sahipliği sıfatının bir kişide birleşmesi halinde Kurum zararının tahsiline olanak veren bir hüküm bulunmadığını söylediği halde, davalılardan B. M.'ın sorumluluğunun yasal dayanağını göstermeden sorumluluğu cihetine gitmiştir. Bu yönden; sorumluluğu bulunmayan bir kişinin sorumlu tutulması ve sorumluluğundan Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44.ncü maddelerine göre indirime gidilmesi, hukuken geçerli ve yeterli bir bozma kararının mevcudiyetinden söz etmek olanaklı değildir.
2- Dairemizin istikrar kazanmış içtihatlarında, hatır taşımacılığı söz konusu olduğunda; açılan rücu davalarında Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44.ncü maddelerine göre bir indirime gidilmektedir. Bunun dışında, işverenin olayda az kusurlu bulunması halinde; istenilen rücu alacağı O'nu müzayakaya düşürecekse, bu durumda, yine, Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44.maddeleri gereğince bir indirime yer verilmektedir. Şayet, rücu alacağından birden fazla sorumlu tutulacak kişi varsa, yani, rücu davası birlikte kusur durumu göz önünde tutularak açılmışsa, artık, mahkeme Borçlar Kanunu'nun 43 ve 44.ncü maddelerine göre indirime gidemez.
3- Bu rücu davasında; S. M.'ın işkazası sonucu ölümü nedeniyle, eşi davalı B. M.'a ve 2 çocuğuna ölüm geliri bağlanmıştır. Sosyal Sigortalar Kurumu halefiyet yoluyla bu kişilere bağlanan ölüm gelirlerini davalılardan istemiştir.
Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 76.ncı maddesi gereğince; Hakim resen Türk Kanunları mucibince hüküm verir kuralını göz önüne alarak, bu rücu davası ile ilgili hukuki tavsifi yapacak ve buna göre, olaya uygun düşecek kuralı kendisi tespit edecektir.
Borçlar Kanunu'nu 116/1. maddesi; Alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının bir şahısta içtimaiyle borç sakıt olur kuralını düzenlediğinden, bize göre; bu kural uyarınca davalı B.'yi sorumlu tutmak mümkün değildir. Zira Sosyal Sigortalar Kurumu davalı B.'yi bu rücu davasında 506 sayılı Kanunun 26.ncı maddesinin 1.nci fıkrasına göre sorumlu tutmaktadır.
Davalı B.'ye, aynı Kanunun 23.ncü maddesi gereğince işkazasında ölen kocası S. M.'ın ölümü nedeniyle ölüm geliri bağlanmıştır. Yani, alacaklılık ve borçluluk sıfatı Bahriye üzerinde birleşmiştir. Bir başka anlatımla, alacaklı ile borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesine yol açan olay, 506 sayılı Kanun'dan doğmuştur. Bu sebeple, davalı Bahriye'nin sorumluluğu söz konusu değildir.
Yukarıda izaha çalıştığımız nedenlerden dolayı, Dairemizin bozma Kararına iştirak edemiyoruz, Kararın muhalefet doğrultusunda bozulması gerektiğini düşünüyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy