(2926 S. K. m. 2, 5, 7) (1086 S. K. m. 91, 185, 409)
Dava: Davacı, SSK'lı hizmet süreleri hariç olmak üzere 01.01.1989-29.02.1996 tarihleri arasında tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T.Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Dava, 506 Sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılık süreleri dışlanmak suretiyle, 01.01.1989-29.02.1996 tarihleri arasında 2926 Sayılı Kanun kapsamında zorunlu tarım Bağ-Kur sigortalısı olunduğunun tespiti istemine ilişkin olup; mahkemece 15.05.2007 günü verilen ve istemi aynen hüküm altına alan karar yasal süresi içerisinde davalı kurum vekilince temyiz edildikten sonra, davacının davadan feragat ettiğini belirten dilekçeyle 02.09.2008 tarihinde mahkemeye başvurduğu anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı olan 2926 Sayılı Kanunun Sigortalılığın başlangıcı ve zorunlu oluşu başlığını taşıyan 5'inci maddesinin birinci fıkrasında, 2'nci madde kapsamına girenler, on sekiz yaşını doldurdukları tarihi takip eden yıl başından itibaren sigortalı sayılırlar. Ancak, 7'nci maddede belirtilen süre içinde kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülükleri kayıt ve tescil edildikleri tarihi takip eden ay başından itibaren başlar., ikinci fıkrasında, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemez ve kaçınılamaz hükmü öngörülmüş olup; sigortalı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmektedir. Kişilerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü, yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 91'inci maddesi kapsamında feragat olanaksızdır ve açılan sigortalılığın ve sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davadan da vazgeçilemez. Davacı ancak, anılan kanunun 185'inci maddesinde düzenlenen hakkını kullanabilir ve ileride yeniden dava açabilme hakkını saklı tutarak, davalının rızası ile davanın takibinden vazgeçebilir veya kanunun 409'uncu maddesi hükmü gereğince davayı takip etmeyerek yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve giderek davanın açılmamış sayılması sonucunu elde edebilir.
Bu nedenle; inceleme konusu davada mahkemece, davadan vazgeçilemeyeceği davacıya bildirilmeli, feragat beyanının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 185 veya 409. maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı kendisine sorulmak suretiyle belirlenmeli, beyanın anılan anlamlarda kullanıldığı saptandığı takdirde duruma göre 185 veya 409. maddesinde öngörülen prosedür işletilmeli, aksi durumda ise elde edilecek sonuca göre dava konusu istem hakkında karar verilmelidir.
Yukarıda açıklanan ve hükümden sonra ortaya çıkan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu belirgin olup, bozulması gerekmektedir.
O halde, davalı kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18.09.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy