(1479 S. K. m. 24, 25, 26, 37, Ek Geç. m. 13)
Dava: Davacı, 01.01.1978-28.12.1984 tarihleri arasındaki dönemde Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ile 16.02.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Yeşim Sayıldı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, hukuki nitelikçe; 01.01.1978-28.12.1984 arası dönemde Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ile 16.02.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığı istemine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
05.04.1988 tarihli başvurusu nedeniyle vergi kaydına istinaden düzenlenen giriş bildirgesine göre, 01.01.1978 tarihi itibarıyla Bağ-Kura tescil edilen davacının 01.01.1978-20.01.1981, 28.12.1984-26.04.1993, 01.05.1994-30.07.1994 ve 14.09.1998-devamı dönemlerinde vergi kaydının bulunduğu, Esnaf ve Sanatkarlar Odası kaydının 14.06.1979 tarihinden, Esnaf Sicil Memurluğu kaydının da 31.12.1984 tarihinden itibaren devam ettiği çekişmesizdir. Ancak, vergi kayıtlarının kesintili olduğu görülmekle birlikte, Yeşilhisar Kaymakamlığı İlçe Malmüdürlüğünün 10.10.2005 tarihli yazısında, davacının kasap faaliyetinden dolayı 01.01.1978 tarihinden beri mükellef olduğu, bu faaliyetine halen devam ettiği belirtildiğinden, öncelikle davacının vergiye kayıtlı olduğu dönemlere ilişkin çelişki giderilmeli ve vergiye kayıtlı süreler açıkça belirlenmelidir.
Bu yönde davanın yasal dayanağı olan ve 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 üncü ve 25 inci maddelerinde kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler, meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren zorunlu sigortalı sayılmış iken, anılan maddelerde 2229 sayılı Kanun ile yapılan ve 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, kendi adına ve hesabına çalışma olgusu sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. Daha sonra, Kanunun 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanunla değişik 24 üncü maddesinin (1) numaralı bendinin (a) ve (h) fıkralarında, diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların zorunlu sigortalı kabul edilebilmesi için, esnaf ve sanatkarlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar yönünden vergi kaydı, gelir vergisinden muaf olanlar yönünden kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı bulunma koşulu getirilmiştir. Öte yandan, 1479 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde; sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı, bu Kanuna göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren en geç üç ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescillerini yaptırmadıkları takdirde Kurumca resen bu işlemin tesis edileceği hükme bağlanmış olmasına karşın, anılan Kanunda sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemelere yer verilmiş olup, bunlardan birisi de, Kanuna, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile eklenen ve Tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler başlığını taşıyan Ek Geçici 13 üncü madde hükmüdür. Buna göre, 1479 sayılı Kanun ve bu Kanunda değişiklik yapan kanunlara göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 20.04.1982 gününe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların her türlü hak ve yükümlülükleri 20.04.1982 tarihi itibarıyla başlamaktadır. Bu düzenlemeler ışığı altında inceleme konusu somut olayda; 01.01.1978 tarihinden sonraki dönemde davacının vergi kayıtlarının kesintili olduğu tespit edildiği taktirde; 2654 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden sonra vergi kaydının başladığı 28.12.1984 tarihi itibarîyle tesis edilen tescil işlemi ile, 28.12.1984 tarihi itibarıyla sigortalılığının başlatılması yerinde olmaktadır. Sözü edilen dönemde vergi kayıtlarının kesintisiz olduğu belirlense de; ek geçici 13. madde hükmü gereğince, 01.01.1978-20.04.1982 döneminde davacı, 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılamayacaktır.
Davalı Kurumca, 14.11.1994 tarihli Yeşilhisar İcra Müdürlüğünün 1994/571 esas sayılı icra dosyasında icra marifetiyle prim tahsilatı yapılmış ise de, hangi dönem prim borcuna ilişkin takip yapıldığı bu dosya içeriğinden anlaşılamamıştır.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda; davacının 1479 sayılı Kanunun 24. maddesinde yer alan (kendi nam ve hesabına çalışma olgusunun gerçekleşmesine yönelik) sigortalılık koşulunu taşıması kaydıyla, 20.04.1982 ile 28.12.1984 dönemine ilişkin yapılacak araştırma sonucuna göre, vergi kaydı varsa, 1479 sayılı Kanuna göre zorunlu sigortalı; vergi kaydı yoksa, bu süreye ait primin icra yoluyla ya da icra tehdidi altında tahsil edilmiş ise isteğe bağlı sigortalı sayılmalıdır. Eğer, 20.04.1982-28.12.1984 dönemine ilişkin vergi kaydı ve icra yoluyla prim ödemesi yoksa, davacının 1988 yılındaki sigortalılık başvurusuyla birlikte prim ödemesinde bulunmuş olması, bu döneme için geçmişe yönelik olarak isteğe bağlı sigortalı sayılmasına imkan vermez. Öncelikle bu hususlar çözümlenmeli ve daha sonra tahsis koşullarının oluşup oluşmadığı irdelenerek sonucuna göre karar verilmelidir.
Kabule göre de, 1479 sayılı Kanunun 37. maddesi uyarınca tahsis dilekçesinin Kuruma ulaştığı tarihi takip eden aybaşı itibariyle hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, davacının tahsis talebi Kuruma 16.02.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Mahkemenin yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.10.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy