(5502 S. K. m. 36) (506 S. K. Ek m. 5, 6)
Dava: Davacı vekili, davacının çalıştığı işyerlerinin ve iş kolunun basın iş kolu olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, istem aynen hüküm altına alınmıştır.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davacının, davalı işverene ait 2.2802.01.114920.06.18 sicil numaralı iş yerinde, 01.01.1988 - 31.12.1991, 01.03.1992 - 31.12.1993 dönemleri ile 01.08.1994 tarihinden itibaren hizmet akdi ile, 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak çalıştığı, sigorta müfettişince düzenlenen kısmi denetim raporunda, anılan iş yerinin 506 sayılı Kanunun ek 5 inci maddesinin II numaralı bendinde belirtilen basım iş yeri, hizmetin geçtiği yerin de aynı bendin (e) alt bendinde belirtilen nitelikte olduğu saptanarak, sigorta primlerinin bu tespitin karşılık geldiği oranlar esas alınarak tahsil edilmesi gerektiğinin belirtildiği anlaşılmakta olup, mahkemece yürütülen yargılama sırasında, iş yerinde yapılan keşif ve sonrasında düzenlenen bilirkişi raporları ile tanık anlatımlarına dayanılarak dava kabul edilmiştir.
Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun itibari hizmet sürelerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı ek 5 - 6. maddeleridir. Sigortalılık süresini arttırıcı itibari hizmet süresi; fiziksel, ruhsal ve fizyolojik bakımdan insan sağlığını ve çalışma gücünü olumsuz yönde etkileyerek yaşam süresini kısaltan ağır ve yıpratıcı koşullar altında çeşitli tehlikelere açık olarak çalışanlar için getirilmiş sosyal amaçlı bir uygulama olup, anılan düzenlemeler ile; bu işlerde çalışanlara, bir takım etkenler yönünden farklı ortamlarda çalışanlara göre özel bir koruma sağlama amaçlandığı belirgindir. İtibari hizmet süresinden yararlanabilmek için, iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Bunlardan birincisi, çalışılan iş yeri türü ve niteliğine, diğeri ise, maruz kalınan fiziksel dış etkenlere ilişkindir. Ek 5 inci maddenin ilk fıkrasında; 506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, aşağıda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir hükmü öngörüldükten sonra iş yerlerinin tür ve niteliği, sigortalıların meslek ve faaliyetleri, fiziksel dış etkenler sıralanarak eklenecek süreler belirtilmiştir. Buna göre, basını ve gazetecilik iş yerlerinde 1475 sayılı Kanun ve değişikliklerine göre çalışan sigortalılar, yapılan işe ve çalışılan ortama ilişkin fiziksel dış etkenlere yönelik belli şartların varlığı durumunda itibari hizmet süresinden yararlanmaktadır. Ek 6 ncı maddede ise; malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi çalışmalarının en az 3600 gününü ek 5 inci maddede belirtilen işlerde geçiren sigortalıların, anılan maddede yer alan itibari hizmet süresine ilişkin hükümlerden yararlanacakları belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmeye göre; davacının çalıştığı işyerlerinin ve iş kolunun basın iş kolu olduğunun saptanmasına yönelik işbu davanın açılmasında davacının korunmaya değer herhangi bir hukuki yararı bulunmadığı gibi, mahkemece, kurulan tespit hükmü, bu şekliyle, davacı yönünden hukuki sonuç doğurmaktan da uzaktır. Zira, yukarıda ayrıntılı olarak üzerinde durulduğu gibi, çalışılan iş yerinin basın iş koluna aidiyetinin saptanması, davacının itibari hizmet süresinden yararlanması için yeterli değildir. Üstelik, yargılama aşamasında, yalnızca, kendisine husumet yöneltilen davalı işverenin 2.2802.01.114920.06.18 sicil numaralı işyeri yönünden inceleme ve saptama yapılmış olmasına karşın, mahkemece, davacının çalıştığı tüm işyerlerini içerecek şekilde hüküm oluşturulması da yerinde değildir. Bu bakımdan; içeriği yeterli açıklıkta ve belirgin bulunmayan dava dilekçesi davacı vekiline açıklatılmalı, sonucu itibarıyla istemin, yukarıda anılan Kanun maddeleri kapsamında davacının itibari hizmet süresine ilişkin hükümlerden yararlanması gerektiğinin tespitine yönelik olduğunun anlaşılması durumunda, davalı işverene ait 2.2802.01.114920.06.18 sicil numaralı işyeri ve davacı yönünden ek 5 inci maddede yazılı koşulların varlığının kanıtlandığı olgusu benimsenerek ek 6 ncı madde hükümleri gereğince irdeleme yapılmalı ve elde edilecek sonuca göre karar verilmeli, davacı vekilinin talebinde herhangi bir açıklama ve düzeltme söz konusu olmazsa, hukuki yarar yokluğu nedeniyle dava reddedilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulü yönünde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de; 20.05.2006 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 36 ncı maddesi hükmüne göre; ilgili kanunlarda yer verilmemiş olsa dahi, Kurumun taraf olduğu davalar, icra kovuşturmaları ile ilâmların harçlardan bağışık olduğu dikkate alınmaksızın, mahkemece davalı Kurumun harçtan sorumluluğu yönünde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.12.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy