(506 S. K. m. 11, 130)
Dava: Davacı vekili, davacının iş kazasına uğradığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, kanıtlanamayan davanın reddi yönünde karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ile davalılardan SGK Başkanlığı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T.Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1- Davalı Kurum vekilinin temyiz itirazları yönünden;
Yasal süresinde temyiz yoluna başvurulduktan sonra temyiz isteminden vazgeçilmiş ise de, düzenlenen vekaletname içeriğine göre vekilin bu konuda yetkisinin bulunmadığı, Kurum organlarınca yöntemince herhangi bir yetkilendirmenin de yapılmadığı belirgin olmakla, incelenen temyiz itirazları üzerine yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece davanın reddi yönünde hüküm kurulmuş olup, avukatlık ücreti, yargılama gideri, karar ve ilam harcı konusunda davalı Kurum aleyhine herhangi bir hata da bulunmadığı anlaşıldığından temyiz yoluna başvurulmasında hukuki yarar yokluğu nedeniyle temyiz istemi reddedilmelidir.
2-) Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden;
Dava, davacının 10.01.2003 tarihinde davalı işverene ait işyerinde iş kazası geçirdiğinin tespiti istemine ilişkin olup, 01.01.2003 günü işe girdiğini gösterir bildirge 10.01.2003 tarihinde davalı Kuruma verilen davacının 01.01.2003 - 10.01.2003 döneminde adına tam gün üzerinden bildirim ve prim ödemesinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 11'inci maddesinde; bazı hal ve durumlarda meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaylar iş kazası olarak nitelendirilip, anılan koşullar açıklanmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı işverene ait işyerinde kaza olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğine, bir başka anlatımla, davacının işyerinde kaza geçirip geçirmediğinin saptanmasına ilişkin olup, hukuk alanında bu tür maddi vakıaların varlığı, yazılı belgelerle ortaya konulabileceği gibi bunları destekleyen tanık anlatımları ile de kanıtlanabilir. Diğer taraftan belirtilmelidir ki, bu konuda, anılan Kanunun Sigorta müfettişlerinin teftiş yetkileri başlığını taşıyan 130'uncu maddesi önem arz etmektedir, Söz konusu madde hükmünde; sigorta müfettişlerinin, bu Kanun'un uygulanması bakımından, İş Kanunu'nda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisine sahip oldukları, sigorta müfettişlerince görevleri sırasında saptanan Kurum alacağını doğuran olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin yemin dışına her türlü delille kanıtlanabileceği, bu maddenin uygulamasında teftiş, kontrol ve denetleme yetkisine sahip olanlar tarafından düzenlenen tutanakların aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu yönünde düzenleme yapılmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava irdelendiğinde; tüm dosya içeriği, 10.01.2003 tarihli vizite kağıdı, 27.01.2003 ve 13.03.2003 tarihlerinde düzenlenen SSK Antalya Bölge Hastanesi Baştabipliği raporları, SSK Acil Servis Belgesi, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'nce düzenlenmiş; hasta yatırma kağıdı, reçeteler, konsültasyon istem kağıdı, muayene belgeleri, İlk ve Acil Yardım ABD Değerlendirme Formu, bilgisayarlı tomografi tetkik sonuç belgesi, 10.01.2003 günü acil yatış yapılıp 14.01.2003 tarihinde ameliyatın gerçekleştiğine ilişkin belgeler, çıkış özeti ve diğer tüm tıbbi kayıt içerikleri ile mahkemece bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımlarına göre, 10.01.2003 günü davalı işverene ait inşaat işyerinde hizmet akdi (iş sözleşmesi) ile çalışmakta olan davacının gözüne demir çapağının batmasıyla kaza meydana geldiği kanıtlandığı gibi, söz konusu olayın 506 sayılı Kanunun 11'inci madde hükmü kapsamında iş kazası niteliğinde olduğu da belirgindir.
Bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, sigorta müfettişince alınan ifadelere dayalı düzenlenen tutanak içeriğinin aksinin, özellikle yazılı kayıt ve belgelerle ispatlandığına ilişkin hukuksal gerçek göz ardı edilerek, yanılgı değerlendirme sonucu davanın reddi yönünde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: 1-) Temyiz yoluna başvurmasında hukuki yararı bulunmadığından davalı Kurum vekilinin temyiz isteminin reddine,
2-) Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden; hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 11.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy