(506 S. K. m. 79)
Dava: Davacı, davalı işverende 06.01.1997-12.11.2002 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H.Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından, Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Dava, hukuki nitelikçe; davacının, davalıya ait işyerinde 06.01.1997-12.11.2002 tarihleri arasında çalıştığından bahisle, bu tarihler arasındaki Kuruma bildirilmeyen çalışma süresinin tespiti istemine ilişkindir.
Davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi, yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında, bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Sigortalı, bildirgeyi hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını, ya da, kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değerde delillerle kanıtlanması gerekmekte olup, tanık sözlerine değer verilemez.
Yukarıdaki açıklamalar kapsamında somut olaya bakıldığında; davacının, dava konusu dönem içinde dava dışı işveren K.A.'ya ait işyerinde, 01.07.1997-15.12.1997 tarihleri arasında Kurum kayıtlarına geçen çalışmasının bulunduğu, bu haliyle 01.07.1997 tarihinden önceki döneme ait taleplerin, hizmetin geçtiği yılın sonu olan 1997 yılından başlayarak 2002 yılı sonu itibariyle hak düşürücü süreye uğradığı sabit olup, mahkemenin bu süreye ilişkin talebe yönelik kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, davacının K.A.'ya ait işyerindeki çalışmaları haricinde kalan dönemde, davalı işverende aralıksız çalıştığını iddia etmesi karşısında, yasal düzenleme ve içtihatlarda yeri olmayan bir yorumla, davacının talebi hakkında, dava tarihinden geriye doğru 5 yıl hesaplanarak öncesine yönelik istemin hak düşürücü süreye uğradığının kabulü isabetsizdir.
Kabule göre de; 13.07.2001 - 12.11.2002 tarihleri arasında, davacının davalı işveren nezdinde hizmet akdine dayalı olarak çalıştığı tespit edilmiş ise de, yapılan araştırma ve toplanan deliller hüküm kurmaya elverişli değildir.
Mahkemece yapılacak iş, davacının dava dışı K.A.'ya ait işveren nezdindeki çalışmasından sonraki döneme yönelik talebi hakkında, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışıp hizmetleri Kurum kayıtlarına geçirilmiş tanıklar ve işyeri yetkilisi veya çevre işyeri işveren veya çalışanlarının bilgilerine başvurularak yapılacak araştırma ve incelemeyle varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı ve davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı ve davalılardan T.A.'ya iadesine, 02.11.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy