(506 S. K. m. 26) (4857 S. K. m. 77) (1086 S. K. m. 388, 389)
Dava: Davacı iş kazası sonucu sürekli iş göremez durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirlerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davacı ile davalı Avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hatice Kamışlık tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: 1- Davalının temyiz itirazlarının reddine,
2- Davacı Kurumun temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
İş kazasının deri ütüleme işinde kullanılan pres şeklindeki ütünün plakaları arasında kazalının sağ elinin sıkışması sonucu gerçekleştiği tespit edilmiştir.
Hükme dayanak alınan kusur raporunda, olay anında fotosel tertibatının bulunduğu, bu tertibatın işçilerin insiyatifine bırakıldığı, yeterli denetim ve kontrol yapılmadığı gerekçesiyle işveren %25, tecrübeli olmasına karşın fotosel tertibatını devre dışı bıraktığı, çalışan ütünün arasına elini soktuğu gerekçesiyle kazalı %75 kusurlu bulunmuştur.
İş kazası sonrasında yapılan müfettiş incelemesi sırasında, sigortalı işyerinde çok mal çıkarmak için zaman zaman fotosel tertibatının devreden çıkarılarak çalışıldığını, kaza gününde de çok mal çıkarmak için fotosel tertibatının devreden çıkardığını, kazadan sonra fotosel tertibatının otomatik olarak yapıldığını bildirmiş olup, oluşa uygun olmayan ve 506 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca inceleme yapılmamış olan, iş güvenliği mevzuatın a göre hangi önlemlerin alınması gerekeceğini, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığını ve dayanağı mevzuat hükümlerini ayrıntılarıyla göstermeyen soyut ifadelerin kullanıldığı yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi isabetli bulunmamıştır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi gereğince işveren işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar.
İşçinin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, bu tedbirin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin böyle bir tedbirin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işveren, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçinin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı taktirde gerekmeyeceği gibi bir düşünce ile almaktan çekinemeyecektir.
Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı, işverenin önlem alma ödevini etkilemez. İşveren, iş disiplinini sağlamak, çalıştırdığı sigortalının beden ve ruh tamlığını korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak, uygulatmak ve denetlemekle yükümlüdür.
Öte yandan; kusur oranlarının saptanmasında, ihlal edilen mevzuat hükümleri belirlenirken, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkatinde neler olduğunun eksiksiz bilinmesinde, kusur raporuna ve dava dosyasına yansıtılmasında yasal zorunluluk vardır.
Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile, iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, ağırlıklı kusurun işverende olması gerektiği hususu da gözetilmek suretiyle, kusur oran ve aidiyeti konusunda, tarafların kusur oranını belirleyen rapor alındıktan sonra karar verilmesi gerekirken, belirtilen hususlar göz ardı edilerek, yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulmuş olması isabetsiz bulunmuştur. Öte yandan, rücu davalarında bağlanan gelirler yönünden faiz başlangıcı gelir bağlama kararının onay tarihi olup Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 388 ve 389. maddelerinde tanımlanan unsurları taşıması ve iki tarafa tahmil ve bahşedilen haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılması yönündeki hükümlerin kararın yazımında dikkate alınmaması sonucu, kabul edilen davada gelirler yönünden faiz başlangıç tarihinin gösterilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 23.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy