(818 S. K. m. 53) (506 S. K. m. 10, 26) (4857 S. K. m. 77)
Dava: Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerden oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Alparslan Koçak tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davacı Kurum, 12.07.2003 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerden oluşan sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğranılan Kurum zararının. 506 sayılı Kanun'un 10 ve 26'ncı maddeleri uyarınca rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; ayrıca bir kusur incelemesi yapılmaksızın, davalıların yargılandığı ceza davası sürecinde elde edilmiş olup, inşaat işini adi ortaklık şeklinde üstlenen davacılardan S. G.'nın idari işlerden sorumlu olması nedeniyle kusurunun bulunmadığı, diğer davalı O. İ.'in 3/8, sigortalının 5/8 oranında kusurlu olduğu değerlendirmelerini yapan bilirkişi kusur raporu esas alınıp, 506 sayılı Kanun'un 10'uncu maddesi uyarınca işveren sorumluluğu 3/8 olarak belirlenerek, Anayasa Mahkemesi'nin 506 sayılı Kanun'un 26'ncı maddesine yönelik iptal kararı gözetilmek suretiyle, davalı S. G. yönünden davanın reddine, davalı O. İ. yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Tüzel kişiliği bulunmayan adi ortaklık Borçlar Kanunu'nun 520 ve devamı madde hükümlerinde düzenlenmiş olup, ortaklar, ortaklık borçlarından dolayı doğrudan doğruya sorumludurlar. İşveren ise: 506 sayılı Kanun'un 4'üncü maddesinde sigortalıları çalıştıran gerçek ve tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davalı gerçek kişiler, davaya konu zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği inşaat işyerini adi ortaklık kurmak suretiyle işletmekte ve sigortalılar davalılarca çalıştırılmakta olduğundan, her iki davalının da işveren sıfatını haiz olduklarının kabulü gerekir. Buna bağlı olarak; 4857 sayılı Kanun'un 77'nci maddesi uyarınca işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlü olduklarından, kusur incelemesinde her iki davalının da işveren sıfatıyla sorumluluklarının irdelenmelidir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında; hükme esas alınan ceza yargılamasındaki bilirkişi kusur raporunun 506 sayılı Kanun'un 26'ncı maddesine uygun olmadığı anlaşıldığından, Borçlar Kanunu'nun 53'ncü maddesi uyarınca ceza yargılamasında alınan kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporunun rücu davasında bağlayıcı nitelikte bulunmadığı da gözetilerek; davaya konu olan iş kazasının meydana geldiği iş kolunda, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan, kusur oran ve aidiyetleri yönünden yeniden yapılacak kusur incelemesi sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekili ile davalı O. İ. vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına, temyiz harcının istek halinde davalılardan O. İ.'e iadesine, 04.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy