(506 S. K. m. 79) (5510 S. K. Geç. m. 7)
Dava: Davacı vekili, 506 sayılı Kanun kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespitini istemiştir. Mahkemece, davanın reddi yönünde karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-) Dava; 30.07.2001 günü yaşamını yitiren davacı murisinin, 01.03.1995 - 31.12.1995, 01.03.1996 - 31.12.1996, 15.01.1997 - 15.12.2000, 15.04.2001 - 30.07.2001 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde hizmet akdine dayalı şoför olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespiti istemine ilişkindir. 20.04.1998, 05.01.1999, 15.06.2000, 15.04.2001 tarihlerinde davalı Belediye Başkanlığı'nda çalışmaya başladığına ilişkin hakkında işe giriş bildirgeleri düzenlenen muris sigortalı adına, 1998 yılının Nisan ayından itibaren kısmi bildirim ve prim ödemelerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 01.10.2008 günü yürürlüğe giren geçici 7'nci maddesinde yer alan; bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 506 sayılı, 1479 sayılı, 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 2926 sayılı, 5434 sayılı kanunlar ile 506 sayılı Kanunun geçici 20'nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet sürelerinin, fiili hizmet süresi zammının, itibari hizmet sürelerinin, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık sürelerinin tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirileceği yönündeki düzenleme ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79'uncu maddesinin onuncu fıkrasıdır.
Anılan fıkrada; yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile kanıtladıkları takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır, Söz konusu Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun üçüncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Diğer taraftan; Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak delil toplanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, önemle belirtilmelidir ki, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen işyeri, kamu kuruluşu niteliğinde olmakla, bu tür işyerlerindeki hizmetin kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması da asıldır.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; 01.03.1995 - 31.12.1995, 01.03.1996 - 31.12.1996 dönemleri yönünden; çalışma olgusuyla ilgili olarak işe giriş bildirgelerinin, dönem bordrosuna dayalı bildirimlerin, Kurum kayıtlarına geçmiş herhangi bir belirlemenin bulunmadığı belirgin olmakla; davanın yasal hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesiyle tespit isteminin reddine ilişkin mahkeme kabulü yerindedir.
15.01.1997 - 15.12.2000, 15.04.2001 - 30.07.2001 dönemlerine ilişkin olarak ise, mahkemece yürütülen yargılamada toplanan kanıtların hüküm vermeye elverişli olmadığı belirgindir. Bu bakımdan; öncelikle davalı Kurumca kabul edilen ve dolayısıyla taraflar arasında uyuşmazlığın ve hüküm altına alınmasında hukuki yararın bulunmadığı süreler tüm açıklığıyla belirlenmeli, sonrasında, dosya içerisinde yer alan belgelerden murisin imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti teknik bilirkişi incelemesiyle saptananlardan davacı tarafından hata, hile, ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksinin eşdeğer nitelikte delillerle kanıtlanması gerektiği gözetilmeli, murise ait imzaları içeren işe giriş bildirgelerinin varlığının, hizmetin kesintili geçtiğinin karinesini oluşturduğu dikkate alınmalı, iddia edilen çalışmaların hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği veya bildirim dışı kaldığı yöntemince araştırılmalı, işverenin hizmet aracının bulunup bulunmadığı, sigortalı hakkında trafik kazası tespit tutanağı veya trafik ceza tutanağı düzenlenip düzenlenmediği belirlenmeli, dinlenen bordro tanıklarının anlatımları ile tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın tümden reddi yönünde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 11.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy