(506 S. K. m. 92, 121, Ek m. 24) (5510 S. K. m. 96) (2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m.74)
Dava: Davacı SGK Başkanlığı vekili, itirazın iptali ile icra inkar tazminatı istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü yönünde karar verilmiştir.
Hükmün, taraflarca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamında; 14436054 sigorta sicil numaralı T. Ş. E. üzerinden 9710033021 tahsis numarası ile ölüm geliri almakta olan davalıya kendi çalışmalarından dolayı 01.08.1993 tarihi itibarıyla 2101970028 tahsis numarası ile tam yaşlılık aylığı bağladığını sonradan saptadığını bildiren davacı Kurumca, 21.08.1993 - 21.11.2006 dönemi yönünden yersiz ödendiği ileri sürülen sosyal sigorta yardımlarının yasal faiziyle birlikte geri alınması için 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre icra takibi başlatıldığı, düzenlenen ödeme emrinin 08.12.2006 günü tebliği üzerine davalı tarafından 15.12.2006 tarihinde borca itiraz edildiği anlaşılmakta olup, itirazla duran takip sonrasında 20.02.2007 tarihinde açılan işbu davanın yürütülen yargılaması sonunda itirazın iptali istemi kısmen hüküm altına alınıp, tazminat talebi reddedilmiştir.
Davanın temel yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun Gelir ve aylıkların birleşmesi başlığını taşıyan 92'nci maddesinin ikinci fıkrasında; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümünün, eksik olanın da yarısının bağlanacağı, bu aylık ve gelirlerin eşit olması durumunda, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümünün, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısının verileceği açıklanmış, Sosyal yardım zammı başlıklı ek 24'üncü maddesinin (f) fıkrasında; iki ayrı sigorta kolundan veya iki ayrı dosyadan gelir veya aylık alanlara, en fazla ödemeye olanak veren bir dosya üzerinden sosyal yardım zammı ödemesi yapılacağı belirtilmiştir. Sigortalılara veya hak sahiplerine yapılan yersiz ödemelerin ilgililerden geri alınmasının hukuki dayanak ve ilkelerine ilişkin olarak ise; 06.08.2003 günü yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 47'nci maddesi ile değişik 506 sayılı Kanunun Sigorta yardımlarının haczedilemeyeceği, yanlış ve yersiz ödemelerin tahsili başlığını taşıyan 121'inci maddesinin ikinci fıkrasında; yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımlarının 84'üncü maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınacağı, Kurumun genel hükümlere göre takip hakkının saklı bulunduğu açıklanmış olmasına karşın, yersiz ödeme durumunda geri verme yükümünün kapsamı belirlenmediği gibi, söz konusu Kanun içeriğinde bu konuda herhangi bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.
Bu konuda 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Yersiz ödemelerin geri alınması başlığını taşıyan 96'ncı maddesinin birinci fıkrasında, Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. hükmü öngörülmüştür. Söz konusu Kanunun geçici maddelerinde, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğine işaret eden herhangi bir kural da bulunmadığından, sonuç olarak 96'ncı madde düzenlemesinin, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklarına ilişkin süregelen uyuşmazlıklara uygulanması zorunlu olduğu gibi, bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63'üncü maddesinin de gözetilmesi gerekmektedir. Anılan maddeye göre; haksız olarak (nedensiz) bir edinimde bulunan kimse, onun geri alınması zamanında elinden çıkmış olduğunu kanıtladığı tutar oranında ret ve geri vermekle yükümlü değil ise de, haksız edinimde bulunan, o şeyi kötü niyetle elden çıkarmış veya onu elden çıkarırken sonradan ret ve geri vermeye zorunlu tutulacağını biliyor ise ret ve geri vermekle yükümlüdür. Bir başka anlatımla; iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacak, buna karşın: zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacaktır.
Diğer taraftan; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67'nci madde sinin ikinci fıkrasında, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse alacaklı yararına ve istem üzerine tarafların durumuna, davanın ve hüküm altına alınan şeyin tahammülüne göre, hüküm altına alınan tutarın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere uygun bir tazminata karar verileceği yönünde düzenleme öngörülmüş olup, itirazın iptali davalarında icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, diğer koşulların yanında takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Anılan tür bir alacaktan söz edilebilmesi için ise gerçek tutarın belli ve sabit olması veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için alacağın tüm unsurlarının bilinmesi ya da bilinebilecek durumda bulunması gereklidir. Buna göre, alacağın likit nitelikte olduğunun kabulü için borçlu tarafından tutarın araştırılarak belirlenmesi olanağının varlığı yeterlidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; 506 sayılı Kanunun 92 ve ek 24'üncü madde düzenlemeleri karşısında iki tür sosyal sigorta yardımından daha az olanın yarıya indirilip, bu dosya üzerinden sosyal yardım zammının iptal edilmesi zorunlu ve bu anlamda Kurum işlemi yerindedir. Bu bakımdan; tahsis dosyaları getirtilerek incelenmeli, sigorta yardımlarının hangi tarihten itibaren bağlandığı belirlenmeli, yaşlılık aylığı tahsisi aşamasında ölüm geliri aldığını Kuruma bildirmediği saptandığı takdirde davalı kötü niyetli kabul edilmeli, davalının sorumluluğu noktasında 5510 sayılı Kanunun 96'ncı maddesi kapsamında irdeleme yapılmalı, ödenen sosyal sigorta yardımları toplamı ile tam olarak ve yarı oranında ödenmesi gereken aylık ve bağlanmaması gereken sosyal yardım zammı açıklıkla belirlenerek, buradan hareketle takibe ve davaya konu yersiz ödeme tutarı ortaya konulmalı, sonrasında yöntemince yasal faiz miktarı hesaplanmalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 74'üncü maddesinde yer alan istemle bağlılık ilkesi dikkate alınmalı ve elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre; yersiz ödenen aylıklar toplamı olan asıl alacağın, icra takip ve dava tarihi itibarıyla varlığı ve tutarının belli ve sabit, dolayısıyla, likit nitelikte olduğu belirgin bulunduğundan, takibe haksız itiraz eden davalı borçlunun, davacı alacaklı Kurum yararına hüküm altına alınan asıl alacak tutarının %40'ı oranında tazminatla sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu icra inkar tazminatı isteminin reddi yönünde hüküm kurulması, ayrıca faiz oranlarının hatalı belirlenmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalıya geri verilmesine, 08.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy