(506 S. K. m. 68, 121) (5510 S. K m. 96, 97) (818 S. K. m. 63, 66) (YHGK. 16.09.1987 T. 1987/ 9-68 E., 1987/ 618 K).
Dava: Davacı, yersiz ödenen aylıkların tahsili amacıyla yapılan icra takibine davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davalıya, 1981 yılı Şubat ayında yaptığı başvurusuna dayalı olarak ölen babası nedeniyle ölüm aylığı bağlanmış, ölüm aylığının 01.02.1981-25.11.2003 tarihleri arasındaki dönemde ödendiği belirlenmiştir.
Kurumca, davalının 26.09.1961'den itibaren çalıştığının, 11.11.1997 tarihinden itibaren de Emekli Sandığından emekli aylığı aldığının tespit edilmesi üzerine, davalının ölüm aylıkları kesilerek, davalıya, yersiz ödemenin tahsili amacıyla başlatılan icra takibinden 12.10.2004 tarihinde ödeme emri tebliğ edilmiş, davalının 18.10.2004 tarihinde takibe vaki itirazı üzerine 29.03.2005 tarihinde eldeki dava açılmıştır.
506 sayılı Yasanın 68/I-C-a maddesi, aylık bağlanma koşulları yönünden ...evli olmayan, evli olmakla beraber, sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal sigortaya, Emekli sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir veya aylık almayan kız çocuklarına aylık bağlanması olanağı öngörmüş olup; davalının ölüm aylığı bağlandığı tarihte, çalışmakta olduğu, bu nedenle de ölüm aylığı bağlanması koşullarına sahip olmadığı anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Yasanın 96. maddesi, Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır
hükmü nü içermektedir.
Konuya ilişkin 5510 sayılı Yasa öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Yasanın Yersiz ve yanlış ödemelerin tahsilini düzenleyen 121. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Yasa içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi ile 506 sayılı Yasada yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin kasıtlı kusurlu davranıştan veya Kurumun hatalı işleminden kaynaklanmasına bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 sayılı Yasanın geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.
Belirtilen nedenlerle; 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gerekmektedir.
Borçlar Kanununun, somut uyuşmazlıkta iadeyle yükümlü olunan tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bilindiği üzere, iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar nispetinde ret ve iadeyle yükümlü olmayacaktır.
Buna karşın; zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise kötü niyetli sayılacağında kuşku bulunmamaktadır.
5510 sayılı Yasanın 96. maddesiyle getirilen düzenleme, sebepsiz zenginleşmede iade konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup; zamanaşımı hükmü olarak nitelenmesine olanak bulunmamaktadır. Maddenin genel hükümlere atfı, 5510 sayılı Yasanın 97. ve diğer maddelerinde fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağı yönünden düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında fazla ve yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağı yönünden zamanaşımı konusunun genel hükümlerden hareketle çözümü gerekmektedir.
Ayrıca, sebepsiz zenginleşme hukuksal temeline dayalı davalarda kamu kurum ve kuruluşları açısından Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinde öngörülen 1 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı, o kurum ve kuruluşların yetkili kişi veya organlarının verdiğini istirdada hakkı olduğunu öğrendiği tarihtir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.09.1987 t., 1987/9-68 E., 1987/618 K).
Mahkemece, bu açıklamalar ışığında, davacı Kurumun yetkili kişi ya da organlarının, istirdada hakkı olduğunu öğrendiği tarih tespit edilerek, Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinde öngörülen, 1 ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçip geçmediği irdelenerek, varılacak sonuca göre, zamanaşımı yönünden karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması; davalının, ölüm aylıklarından kaynaklanan yersiz ödemeleri iade yükümünün, 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi hükmü uyarınca belirlenmesi gereği üzerinde durulmaksızın, yazılı gerekçelerle karar verilmiş olması; ayrıca, hak etmediği halde her ay kendisine ödenen aylıkların miktarını, borçlunun herhangi bir hesaplamaya gerek olmaksızın bilebilecek durumda olması karşısında, alacağın likid olmadığı gerekçesiyle, icra inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, davalının hükmü temyiz etmemesi nedeniyle, davacı Kurum lehine oluşan usulü kazanılmış hak durumu da nazara alınarak karar verilmek üzere, hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.04.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy