(1479 S. K. m. 63) (2918 S. K. m. 3, 36) (5510 S. K. m. 39)
Dava: Davacı, 23.10.1996 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu vefat eden Bağ-Kur sigortalısının haksahiplerine davacı Kurumca bağlanan aylığın ilk peşin değeri ile cenaze giderinin; davalıdan rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
Hükmün, davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1479 sayılı Kanunun 63. maddesinin 3396 sayılı Kanunla değiştirilen 2. fıkrasında yer alan ...araç maliklerine... ibaresinin Anayasa Mahkemesinin 27.03.2000 tarihi ve 2000/343 esas 2002/41 karar sayılı kararıyla iptal edilmesi karşısında; araç malikinin Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak anılan Yasanın öngördüğü diğer sorumlular kavramı kapsamında, 2918 sayılı Kanunun 3. maddesi hükmünde ifadesini bulan tanım çerçevesinde işleten sıfatını haiz bulunması, bir başka anlatımla; trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile aracı, tehlikesi kendisine ait olmak üzere kendi nam ve hesabına işleten olması halinde mümkündür. Davalının kaza tarihi itibariyle işleten sıfatını taşıyıp taşımadığı hususu aracın ne suretle sigortalının idaresinde bulunduğu, kullanımın hukuki niteliği ve süresi, aracın kullanılmasından doğan ekonomik ve manevi yararın kimin üzerinde gerçekleştiği, aracın gider ve rizikoları ile donanım-bakım ve işletme giderlerinin vergilerinin hangi tarafça üstlenildiği konuları üzerinde etraflıca durulmak suretiyle araştırılıp irdelenmeli, işleten sıfatının bulunmadığının anlaşılması halinde hakkındaki davanın reddine karar verilmelidir.
Yapılacak araştırma sonucunda davalının işleten sıfatının bulunduğunun anlaşılması halinde; Bağ-Kur'un rücu hakkının doğabilmesi için, öncelikle, 3. kişinin, yani, sigortalı dışında kalan bir başka kişinin suç sayılır hareketinin mevcut olması ve bu sebeple sigortalıya Kurumca yardım yapılması gerekeceği, dava konusu olayda sigortalının kendi kullandığı araçla kazaya sebep olarak hayatını kaybettiği, kazanın oluşumunda 3. kişinin doğrudan doğruya etkisinin bulunmadığı, davalının sorumluluğunun münhasıran sürücü belgesi bulunmayan sigortalıya aracını vermekten kaynaklandığı, dayanağının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 36. maddesi olduğu gözetilerek, olay tarihinde sürücü belgesine sahip olmayan kişiye araç verme nedeniyle davalının trafik kazasının meydana gelmesindeki kusur payı uzman bilirkişi marifetiyle araştırılmalı ve kusuruna karşılık gelen miktar kadar rücu alacağından sorumlu bulunduğuna hükmedilmesi gerekir.
Her ne kadar 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 39. maddesinde; Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malül veya vazife malülü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurum zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu edilir düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında davanın yasal dayanağının 1479 sayılı Kanunun 63. maddesinin olduğu gerçeği de bozma üzerine yürütülecek yargılama sürecinde göz önünde bulundurulmalıdır.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 15.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy