(2709 S. K. m. 60) (506 S. K. m. 2, 6, 79, 108) (YHGK. 05.02.2003 T. 2003/21-35 E. 2003/64 K.) (YHGK. 21.01.2004 T. 2004/21-27 E. 2004/3 K.) (YHGK. 22.12.2004 T. 2004/21-742 E. 2004/744 K.)
Dava: Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 01.02.1981 olduğunun ve işe giriş tarihinde bir gün süreyle hizmet akdiyle çalıştığının tespiti ile aksine olan Kurum işleminin iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Y. S. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dosya içeriğinden, işe giriş bildirgesinin süresinde Kuruma verildiği, komşu ve aynı iş yeri çalışanı oldukları saptanmayan tanıkların dinlendiği ve anlatımlarına dayanılarak istemin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, yapılan inceleme ve araştırma hüküm vermeye elverişli değildir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 108. maddesi sigortalılık süresini düzenlemekte olup, sigortalılık niteliği taşımayan bir kimsenin sigortalılık süresinden de söz edilemez. Olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6. madde gereğince çalışmaya başlaması ile edinilir. Bu maddelerde açıkça belirtildiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur ve fiili çalışma saptanmadıkça, sadece hizmet akdine dayanılması halinde dahi sigortalılık söz konusu olamaz. Bu kapsamda fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmalıdır. Çalışmayı kanıtlayacak olan belgeler, işe giriş bildirgesinin yanında, Kanunun 79. maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alındığını gösterir ise de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında, Kanunun 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava aynı zamanda sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle, yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum oluşturur. Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, Anayasanın 60. maddesinde tanımlanan sosyal güvenlik hakkının niteliği gereği bu tür davalarda, hakim doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu bağlamda davacının şahsi sicil dosyasının getirtilerek, yaptırılacak grafolojik inceleme sonucuna göre işe giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olup olmadığı, anılan işe giriş bildirgesine istinaden Kurumca sigortalıya verilen sicil numarasının sigortalının daha sonraki yıllarda gerçekleşen hizmetlerinde kullanılıp kullanılmadığı, davacının kimlik bilgileri ile davaya konu işe giriş bildirgesinde yer alan kimlik bilgilerinin birbirleriyle uyumlu olup olmadığı araştırılmalı, ayrıca iş yerinde tutulması gerekli dosya, puantaj kayıtları ve ücret bordroları ile kurumdaki belge ve kayıtlardan yararlanılmalı, müfettiş raporları olup olmadığı belirlenmeli, işe giriş tarihinde işyerinin 506 sayılı Kanun kapsamında olup olmadığı sorulmalı, aynı dönemde iş yerinde çalışanlar saptanmalı, sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklattırılmalı, gerektiğinde komşu iş yeri çalışanlarının da bilgi ve görgülerine başvurularak gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmalıdır. Ayrıca, ifadeleri hükme dayanak kılınan tanıkların dava konusu yapılan tarihte iş yeri sigortalısı veya komşu iş yeri işvereni veya çalışanı olup olmadığı araştırılmalı; bu araştırmada, gerekirse, zabıta aracı kılınmalı, davalı Kurumdan, anılan kişilerin belirtilen tarihte sigorta bildirimlerinin hangi iş yerinden yapılmış olduğu sorulmalı, elde edilen bilgilerin tanık anlatımlarında belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2003 gün ve 21-35/64, 21.01.2004 gün ve 21-27/3, 22.12.2004 gün ve 21-742/744 numaralı ilamlarında da aynı ilkeler açıklanmıştır.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek, eksik araştırma ve inceleme sonucu, davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy