(1479 S. K. m. 35)
Dava: Davacı, davalı Kuruma prim borcu olmadığının ve 01.02.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının prim borcu bulunduğu ve verilen süreye rağmen ödemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, 01.10.1972 tarihinden bu yana çakışan kısa süreli 506 sayılı Kanuna tabi sigortalılık süreleri dışlanmak suretiyle 1479 sayılı Kanuna tabi Bağ-Kur sigortalısı iken, 05.01.2005 de aldığı hesap cetveline istinaden belirtilen prim borcunu ödeyerek yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunmuştur. Davalı Kurum, prim borcu bulunduğu gerekçesiyle tahsis talebini reddetmiştir. Davacı, prim borcu olmadığının ve yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiş, Mahkeme Kurumun bildirdiği borcu ödemesi için davacıya süre verip, süresinde ödemediği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
1479 sayılı Kanunun 35. maddesinde, yaşlılık aylığından yararlanabilmek için sigortalının; yazılı talepte bulunması, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü borçlarını ödemiş olması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Buna bağlı olarak mahkemenin red gerekçesi yerindedir. Ancak, dosyadaki iki ayrı hesap cetvelindeki prim borcu miktarları birbirinden farklıdır. Farkın, Kurumun, davacının sigortalı sürelerini ilkinde vergi kaydına göre, ikincisinde ise, oda ve sicil kayıtlarına göre belirlemesinden kaynaklandığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş; davacının geçerli 1479 sayılı Kanuna tabi sürelerini tespit ederek, prim borcunu belirleyip, belirlenen bu miktarı ödemesi için yeniden süre vererek sonucuna göre hüküm kurmaktan ibarettir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 02.04.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy