(1479 S. K. m. 24, 35)
Dava: Dava, davacıya yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ebru Pakin Akın tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesine göre, bir kimsenin zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekir. Öte yandan, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanunun 6. maddesi ile değişik 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinde, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olma, gelir vergisinden muaf olanların da meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır. Yine 22.03.1985 tarihinde 3165 sayılı Kanunla getirilen düzenleme ile de kendi nam ve hesabına çalışanlardan vergi mükellefi olan, esnaf siciline veya meslek kuruluşuna kaydı olanların Bağ-Kur sigortalısı olacağı belirtilmiştir.
02.03.1952 doğumlu davacının, 13.03.1981 tarihli Şoförler Derneği kaydına istinaden ve aynı tarih itibariyle 1479 sayılı Kanun kapsamında tescil edildiği, bu kaydın 03.07.1995 tarihine dek sürdüğü, 28.12.1976-13.02.1981 tarihleri arası vergi kaydının, 19.03.1987-16.06.1997 tarihleri arasında sicil kaydının devam ettiği, 1988 yılı sonrası prim ödemelerinin düzenli olduğu, 1992 yılında 3780 sayılı Kanundan yararlanarak ödemede bulunduğu, Kurum tarafından 13.03.1981-20.04.1982 ile 22.03.1985 tarihinden devam eder şekilde aktif sigortalı kabul edildiği, 01.12.1972-01.11.1974 askerlik döneminin borçlanarak ödendiği, 11.11.2004'de tahsis talebinde bulunulduğu, Kurumun prim borcu bulunması ve 25 tam yıl prim ödeme koşulunun gerçekleşmediğinden (22 yıl 7 ay 25 gün) bahisle talebi reddettiği anlaşılmaktadır.
20.04.1982 ve 22.03.1985 tarihlerinde 2654 ve 3165 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikler; önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılık niteliklerine son vermemekte, değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Bağ-Kur sigortalılık niteliğini kazananlar yönünden yeni düzenlemeler içermektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne de yasaca ve hukukça olanak bulunmadığı açıktır.
1479 sayılı Kanun'un 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanun'la değişik 35. maddesi hükmüne göre, yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için yazılı talepte bulunma, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü borçlarını ödemiş olma, kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş ve 25 tam yıl sigorta primi ödemiş olması şarttır. Anılan kanun ile getirilen geçici 10. maddesinin 2. fıkrasının Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi sonrası 4759 sayılı Kanun'la getirilen düzenlemeler kapsamında, anılan fıkranın c bendi uyarınca, 23.05.2002 tarihini takip eden aybaşı itibarıyla, kadın ise 20 tam yıl, erkek ise 25 tam yıl prim ödemiş olanlar ile prim ödeme sürelerinin dolmasına; 3 tam yıldan fazla, 4 tam yıl veya daha az kalan kadınlara 42 yaşını, 3 yıl 6 aydan fazla, 5 tam yıl veya daha az kalan erkeklere 46 yaşını doldurmaları, kadın ise 20, erkek ise 25 tam yıl prim ödemeleri şartıyla ve talepte bulunmaları halinde, yaşlılık aylığı bağlanacağı öngörülmüştür.
Hal böyle olunca, 11.11.2004 günlü yaşlılık aylığı tahsis talebi itibariyle 52 yaşını dolduran ve 25 tam yıldan fazla sigortalılık süresi bulunan davacının prim borcunu yargılama sürerken 14.3.2007 tarihinde ödemiş olduğu anlaşıldığından, usul ekonomisi yönünden yargılamanın devamı sırasında yapılan ödeme nedeniyle borcun ödendiği tarihi takip eden aybaşından itibaren (01.4.2007) yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy