(1479 S. K. m. 63) (2918 S. K. m. 3, 19, 36) (5510 S. K. m. 39)
Dava: Davacı, trafik kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ve yapılan ödemelerin 1479 Sayılı Kanunun 63. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, taraflar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Şengül Aygün Dündar tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Her ne kadar 5510 Sayılı Kanunun 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 39. maddesinde; Üçüncü bir kişinin kastı sebebiyle malûl veya vazife malulü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurum zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu edilir düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin anılan kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında davanın yasal dayanağının 1479 Sayılı Kanunun 63. maddesidir.
1479 Sayılı Kanunun 63. maddesinin 3396 Sayılı Kanunla değiştirilen 2. fıkrasında yer alan ... araç maliklerine... ibaresinin Anayasa Mahkemesi'nin 27.3.2000 tarihi ve 2000/343 Esas 2002/41 Karar sayılı kararıyla iptal edilmesi karşısında; araç malikinin Kurumun rücu alacağından sorumluluğu ancak anılan Yasanın öngördüğü diğer sorumlular kavramı kapsamında, 2918 Sayılı kanunun 3. maddesi hükmünde ifadesini bulan tanım çerçevesinde işleten sıfatını haiz bulunması, bir başka anlatımla; trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile aracı, tehlikesi kendisine ait olmak üzere kendi nam ve hesabına işleten olması halinde mümkündür. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Yasası'nın 3 ve 19. maddeleri hükümlerine göre trafik kaydı işleteni kesin olarak gösteren bir karine değilse de, güçlü delil niteliğindedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6.3.2002 tarih., 2002/11-71 E., 2002/141 K sayılı kararında; Konunun sağlıklı çözümü için öncelikle işleten teriminin hukuki niteliğinin irdelenmesinde yarar vardır. 2918 Sayılı Kanunun 3. maddesinde Araç sahibi; Araç için adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış belgesi düzenlenmiş kişidir. İşleten ise: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır. şeklinde tanımlanmıştır.
Yasada ve öğretide; İşleten sıfatının belirlenmesinde şekli ve maddi ölçütler söz konusudur. Bunlardan şekli ölçüt; satışa esas olan tescil belgesinde, trafik belgesinde, sigorta poliçesi ve vergi kaydında yazılı olmayı, maddi ölçüt ise; araçtan yararlanmayı ve araç üzerindeki eylemli egemenliği ifade etmektedir. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Yasasında işleten kavramı ve kimlerin işleten olabileceği belirtilmiştir. Kural olarak aracın trafik tescilinde adına kayıtlı olduğu kişi yani araç sahibi aracı kendi hesabına ve kendisine ait olmak üzere kullanıyor üzerinde çıkar sağlıyorsa aynı zamanda işleten olup, hem şekli hem de maddi anlamda işleten sıfatını alacaktır.
Noterlerin düzenleme yoluyla yaptığı satış ve devir işleminin arkasından yapılacak tescil mülkiyete karine oluşturması bakımından önem taşır. Kuşku olan durumlarda aracın malikine işleten gözüyle bakılmalı ve buna ağırlık verilmelidir.
Varsayımlı işletenlik olarak öğretide adlandırılan ve 2918 Sayılı Kanunun 3. maddesinde düzenlenen kavramı da açıklamakta yarar vardır. Bunun temelinde yasanın muvazaalı (danışıklı) işlemlere karşı zarar görenleri koruma amacı yatmaktadır. Yasa koyucu aracın kayden maliki başkası görülse bile üçüncü bir kişi tarafından aracın kendi nam ve hesabına işletildiğinin, araç üzerinde fiili tasarrufta bulunulduğunun ilgilisince ispatı halinde bu kimsenin de işleten sayılacağını ifade etmektedir. Burada kazanılan işleten sıfatı değil işleten gibi sorumluluktur... belirtilmiştir.
...araç sahibinin işleten olması, aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde eylemli olarak egemenliği kullandığı karinesine dayanır. Bu nedenle, tersi kanıtlanmadıkça araç maliki işletendir... Araç sahibinin işleten olduğu eylemli belirtiye (karine ipucu) dayanmasına göre, tersi her türlü kanıtla kanıtlanabilir; asıl olan işletenin sorumluluğudur. Kamusal kayıtlara göre araç maliki olan (davalılar), aracı mülkiyeti koruma (muhafaza) kaydıyla sattığını ya da kiraya ya da ariyet ya da rehin olarak verdiğini ya da araç üzerinde ekonomik çıkarın ve eylemli egemenliğin bir sözleşmeyle veya haksız eylemle varsayımsal işletene geçtiğini ileri sürerek işleten olmadığını kanıtlayabilir. (Çetin Aşçıoğlu, Trafik Kazalarından Doğan Hukuk ve Ceza Sorumlulukları, Ankara 2008, s.10 ve 14).
Somut olayda; trafik kaza tespit tutanağında trafik kazasının meydana gelmesinde vefat eden sigortalı-sürücü Kalender Mazak'ın kusurlu olduğu, başkaca kusur izafe edilen kişi bulunmadığı, adı geçen sigortalının kendi kullandığı traktörle geçirdiği tek taraflı kaza sonucunda vefat ettiği, Mahkemece, tanık beyanlarına itibar edilerek, ruhsat sahibi olan davalıların olayda herhangi bir kusurlarının bulunmadığı, sigortalı ile aralarında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; ölen sigortalının kullandığı 18 ... ... plakalı aracın kaza tarihinde trafik sicilinde kayıtlı malikinin davalılar olması karşısında; adı geçen davalıların kaza tarihi itibariyle işleten sıfatını taşıyıp taşımadığı hususu yukarda açıklanan ilkeler üzerinde durulmak suretiyle etraflıca araştırılıp davalıların işleten sıfatı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, davalıların işleten sıfatını haiz bulunmaları durumunda; tanık beyanlarında geçen; kazalı-sigortalının ehliyetinin bulunmadığı iddiası araştırılmalı, sigortalının sürücü belgesi yoksa; araç maliki olan davalıların 1479 Sayılı Kanunun 63. ve 2918 Sayılı Kanunun 36. maddesi kapsamında kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı gözetilerek sorumluluğunun münhasıran sürücü belgesi bulunmayan sigortalıya aracını vermekten kaynaklanmakta olup, aracı bu kişiye vermenin kazanın meydana gelmesindeki kusur payı uzman bilirkişi marifetiyle araştırılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Kabule göre de; davalılar yararına talep edilen miktar üzerinden nisbi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmiş olması isabetsizdir.
O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle bozulmasına, temyiz harcının istenmesi halinde davalılara iadesine, 7.3.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy