(506 S. K. m. 26) (4857 S. K. m. 77) (1086 S. K. m. 275) (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü m. 2)
Dava: Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya yapılan sosyal sigorta yardımları sebebiyle uğranılan zararın, 506 Sayılı Kanunun 26 ve 87'nci maddeleri gereğince davalılardan teselsül hükümlerine göre rücuan alınması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Asıl işveren konumundaki davalı İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. ile arasında düzenlediği sözleşme gereğince davalı alt işveren P... İnşaat Ticaret Bilgisayar Elek. Bür. Don. Ltd. Şti. tarafından İsdemir Limanı ile haddehaneler ve mamul malzeme ambarında yükleme - boşaltma işinin üstlenildiği, alt işverence hizmet akdi ile çalıştırılan sigortalının üzerine, asıl işverenin ürettiği demirlerin limandaki gemiye yüklenip istiflenmesi sırasında kayarak devrilmesi sonucu iş kazasının gerçekleştiği, mahkemece yapılan yargılamada alınan 8.4.2004 tarihli ilk bilirkişi raporunda kazanın meydana gelmesinde davalı şirketlerin toplam %75, sigortalının %25 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, 7.10.2004 tarihli 2. bilirkişi raporunda ise anılan şirketlere %73, sigortalıya %25 oranında kusur yüklendikten sonra haklarında cezalandırmaya dair kesinleşmiş yargı kararı bulunduğu gerekçesiyle alt işverenin teknik güvenlik ve ardiye sorumlusu davalı M. A. ile söz konusu şirketin yetkilisi davalı C. Ü.'ın %1'er oranında kusurlu oldukları yönünde görüş bildirildiği, bu gerçek kişilerin sanık sıfatıyla yargılandığı davada Dörtyol Asliye Ceza Mahkemesi'nce 27.12.2005 gün 2005/687-969 Sayılı şikayet yokluğu sebebiyle düşme kararı verildiği anlaşılmakta olup, mahkemece 2. bilirkişi raporuna dayanılarak tüm davalılar hakkında rücu alacağı hüküm altına alınmıştır.
Davanın yasal dayanağı olan 506 Sayılı Kanunun İşverenin sorumluluğu başlığını taşıyan 26'ncı maddesinin 2. fıkrasında, iş kazası veya meslek hastalığı, 3. bir kişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla birlikte zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara B.K. hükümlerine göre rücu edileceği açıklanmıştır. Diğer taraftan B.K.nun 53'üncü maddesinde, hukuk mahkemesi hakiminin kusur belirlemesi yaparken ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ve ceza mahkemesinden verilen beraat kararı ile bağlı olmadığı, ceza mahkemesi kararının, kusurun takdiri ve zararın miktarının saptanması hususunda dahi hukuk hakimini bağlamayacağı yönünde düzenleme yapılmış olup, maddede hukuk hakiminin ceza kararında kesinleşen maddi olgularla bağlı olduğuna dair herhangi bir açıklık bulunmamasına karşın, öğreti tarafından ve uygulayıcı konumundaki yargı makamlarınca maddi olgularla bağlılık ilkesi benimsenmiştir ve bunun temelinde hiç kuşkusuz mahkemelere güven duygusu vardır.
Yukarıdaki yasal düzenlemeler ile 506 Sayılı Kanunun 26. maddesinin 1. fıkrasında yer alan sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere ibarelerinin Anayasa Mahkemesi'nin, 21.3.2007 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 23.11.2006 gün ve 2003/10 Esas - 2006/106 Karar numaralı kararı ile iptali karşısında; haklarında cezalandırma kararı bulunmadığı ve dolayısıyla kusurlu oldukları yönünde kesinleşmiş herhangi bir maddi olgudan söz edilemeyeceği belirgin olan davalıların da kusur durumlarının irdelenip belirlenmesi için iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman kişilerden oluşturulacak farklı bilirkişi kurulundan, 506 Sayılı Kanunun 26., 4857 Sayılı Kanunun 77., İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd. maddelerine uygun, yöntemince düzenlenmiş rapor alındıktan sonra söz konusu iptal kararı ile ortaya çıkan maddi ve hukuki olgular dikkate alınıp elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, gerçek kişi davalılar hakkında cezalandırmaya dair yargı kararı bulunduğu yönündeki yanılgılı değerlendirmeye dayalı bilirkişi raporu esas alınıp hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle bozulmasına, temyiz harcının istekleri durumunda davalılara iadesine, 10.03.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy