(1479 S. K. m. 24, 25)
27.10.2005 günlü tahsis başvurusu üzerine, 28.1.1980-31.12.1982 (zorunlu), 1.3.1983 30.9.1983 (isteğe bağlı), 1.9.1985-31.7.1987 (isteğe bağlı), 1.1.1989-4.1.1990 (isteğe bağlı) 04.01.1990-27.10.2005 (zorunlu sigortalılığı) gözetilerek tahsis başvurusu reddedilen davacı iş bu dava ile; 01.12.2005 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile, 01.12.2005-30.11.2006 tarihlerindeki aylıkların yasal faiziyle tahsilini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda; sel nedeniyle zayi olan davacının Havza Bakkallar, Bayiler ve Manavlar Esnaf Odası kayıtlarındaki alacak tablosunda görünen terk tarihinin 30.12.1984 olduğu nazara alınarak, 28.1.1980-30.12.1984 tarihlerinde davacının zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılacağı, prim borcunu ödemiş olması kaydıyla 1 yıl 8 aylık askerlik borçlanması da dikkate alınarak, yaşlılık aylığına hak kazanacağı, ancak Bağ-Kur'un cevabi yazısında prim borcu bulunduğunun belirtilmesi gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin hükmü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
Her uyuşmazlık, dayandığı işlem veya olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan yasal kurallara göre çözümlenmelidir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25'inci maddeleri, anılan kanun kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılığı koşullarını ve bu sigortalılığa yasal karine sayılan olguları belirlemektedir. Zaman zaman anılan maddelerdeki değişikliklerle farklı kurallar öngörülmüş ise de; kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma Bağ-Kur sigortalılığının temel ve ön koşulu olarak varlığını korumuştur. Başka bir deyişle, belirtilen bu ana koşulun gerçekleşmesinden sonra diğer kural ve unsurlar değerlendirilebilir.
1479 sayılı Kanunun 24'üncü maddesi ilk şekliyle, çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, sigortalılığın oluşumu için, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun, Bağ-Kur'lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece Kanunun temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda, yine, sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanun, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir. Bu arada, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe giren 619 sayılı KHK ile, vergi kaydı olanlarla vergiden muaf olanlardan esnaf ve sanatkar siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanlar Bağ-Kur sigortalısı kabul edilmiş ve anılan KHK. Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilerek, 08.08.2001 tarihinde yürürlükten kalkmıştır. Ancak, bu defa, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunla düzenleme aynen korunmuştur.
Davaya konu uyuşmazlıkta; davalının Bağ-Kur sigortalılık başlangıcı itibariyle 2229 sayılı Kanunla getirilen koşullar geçerlidir. Bu durumda, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmak zorunlu sigortalılık için yeterlidir.
Dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden; davacının 28.1.1980 itibarıyla zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak tescilinin yapıldığı, fotoğrafçılık işinden 1.1.1981-31.12.1982 ve 4.1.1990'dan itibaren vergi kaydı bulunduğu, esnaf sicil kaydının 10.1.1990'dan itibaren devam ettiği, Havza Bakkal Bayii ve Manavlar Odası Başkanlığı kaydının 28.1.1980'de başladığı, sel felaketinden dolayı üye kaydının zayii olduğu, daha sonraki kaydının 11.1.1990'dan itibaren devam ettiği, 5.7.1972-5.3.1974 tarihlerine ilişkin askerlik borçlanması bulunduğu, davacıya 30.11.2006 tarihi itibarıyla yaşlılık aylığı bağlandığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda belirtilen hukuki ve fiili durumlar ışığında; uyuşmazlığa konu edilen 1980-2005 dönemine ilişkin olarak davacının 20.4.1982 tarihinden önce, 29.1.1980 tarihli tescilinin varlığı karşısında, davacının kendi nam ve hesabın bağımsız çalışması bulunup bulunmadığı usulünce araştırılmalı ve varılacak sonuca göre karar verilmelidir. Ne ki, yapılacak araştırma sonucu bağımsız çalışmanın varlığı kanıtlanamasa dahi, prim ödemeleri nedeniyle isteğe bağlı sigortalılık durumu değerlendirilmeli, gerekirse prim sürelerinin karşıladığı dönemlere ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve sigortalılık süresi belirlendikten sonra davacının tahsis talep tarihinde yaşlılık aylığına koşullarına hak kazanıp kazanmadığı yeniden değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 23.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy