(506 S. K. m. 26) (4857 S .K. m. 77) (1086 S. K. m. 74) (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü m. 2)
Dava ve Karar: Davacı Kurum, iş kazası nedeniyle sigortalıya bağlanan sürekli iş göremezlik geliri ile yapılan tedavi giderlerinin %10'unun 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca işverenden tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, davanın kabulüne hükmetmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Y. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
İş kazası, davalıya ait maden işyerinde tahkimatçı olarak çalışan sigortalı tarafından bağ sökümü yapılırken, hidrolik direklerin üst kısmında bulunan valflere kazma ile basılarak direklerin düşmesi sağlandığı sırada, hidrolik direkler tarafından tutulan profilin ters dönüp kayarak sigortalının başına çarpması şeklinde gelişmiş olup; mahkemece kazanın oluşumunda %20 oranında kaçınılmazlığın mevcut olduğuna, %50 işveren, %15 kazazede ve %15 ustabaşının kusuruyla meydana geldiğine ilişkin kusur raporun a dayalı olarak davalı işverenin, %65 kusur oranı üzerinden sorumluluğuna karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı yasanın 26. maddesidir. İşverenin rücu alacağından sorumluluğu, ancak kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi ya da suç sayılabilir bir davranışının varlığı halinde olanaklıdır. Başka bir anlatımla, işverenin yalnızca, fıkrada öngörülen sınırlı sayıdaki durumlarda sorumluluğu söz konusudur. Bu fıkraya 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 28'inci maddesiyle eklenen İşçi ve işveren sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. cümlesi gereğince, iş kazalarında ilgililerin kusur durumları belirlenirken kaçınılmazlığın da göz önünde bulundurulması ve belirlenen kaçınılmazlık payından işverenin sorumlu tutulmaması gerekmektedir.
Kaçınılmazlık olgusundan ise, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda geçerli mevzuat hükümleri çerçevesinde, doğabilecek olası zararlı sonuçların önlenmesi yönünde, duruma ve koşullara göre ilgililerden beklenebilecek tüm özenli ve dikkatli çabaya karşın sigortalıyı bedence veya ruhça arızaya uğratan iş kazasının meydana gelmesi durumunda söz edilebilir. Günümüz teknolojisinde bir takım olayların sonuçlarının kısmen kaçınılmazlık/kötü rastlantılarla açıklanması, alınabilecek önlemler düşünüldüğünde olanaksızdır. Kaçınılmazlık/kötü rastlantı olarak adlandırılan olguların birçoğunun temelinde insan yanılgı ve savsamaları, özen eksikliği bulunduğu bir gerçektir. Unutulmamalıdır ki, her birey, zararlı sonuçların önlenmesi için durum ve koşulların kendi sine yüklediği özen ve dikkat yükümünü göstermek zorundadır. Öngörülebilir sonuçlar karşısında kaçınılmazlık/kötü rastlantı yönünde değerlendirme yapılamaz.
Bu açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, tüm dosya içeriği ve olayın oluş şekline göre; hükme dayanak kılınan kusur raporunda kaçınılmazlık unsurunun iş kazasının gerçekleşmesinde rolünün olmadığının gözardı edildiği, anılan raporun, davalının sorumluluk ve kusur durumu gerektiğince irdelenmediği ve yeterli ve doyurucu gerekçeye yer verilmediği için yöntemince düzenlenmediği belirgindir.
Bu bakımdan; iş kolunda ve iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman farklı bilirkişilerden oluşacak kuruldan, 506 sayılı Kanunun 26., 4857 sayılı Kanunun 77., İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd. maddelerine uygun olarak düzenlenmiş, iş yerinde iş güvenliği önlemlerini alma, bu önlemlere uyulmasını sağlamak için gerekli eğitim ve denetim faaliyetinde bulunma yetki ve sorumluluğunun işverenlere ait olduğu dikkate alınarak, ilgililerin kusur oran ve aidiyetleri ile, kaçınılmazlık faktörünün olaya etkisini belirten rapor alınarak, kusur durumu saptandıktan sonra; davanın dava dışı üçüncü kişilerin kusuru yönünden teselsül hükümlerine göre açılmadığı, davalı işverenin ilk peşin sermaye değerli gelirlerden sadece kendi kusuru oranında sorumlu olacağı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 74'üncü maddesinde yer alan, hakimin her iki tarafın iddia ve savunmalarıyla bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğine ilişkin emredici kural gereğince talebin aşılamayacağı gözetilmelidir.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile ortaya çıkan hukuki durum gözetilerek davalı işverenin sorumluluğunun, sigortalıya bağlanan gelirlerin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile sosyal yardım zammı tutarı ile sınırlı olduğu ve gelirde meydana gelen artışlardan sorumlu olmayacağı da gözetilerek gelirin peşin sermaye değeri doğru tespit edilmeli, öte yandan hüküm fıkrasında tazminine karar verilen sürekli iş göremezlik geliri ve tedavi gideri ayrıştırma yapılarak belirginleştirilmeli ve her birinin faiz başlangıç tarihi ayrı ayrı gösterilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu, istemin reddi yönünde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 03.03.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy