(506 S. K. m. 26, 27) (4857 S. K. m. 77) (1475 S. K. m. 73) (5510 S. K. m. 21) (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü m. 2)
Davacı, iş kazası sonucu sürekli işgöremez durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler ile ödemelerin 506 sayılı Yasa'nın 26 ve 27. maddeleri gereğince davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi N. Ş. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava; iş kazası sonucu yaralanan sigortalı işçiye Kurumca yapılan Sosyal Sigorta Yardımlarının, 506 sayılı Yasanın 26. maddesine göre davalı işverenden tahsili istemine ilişkindir. Mahkeme, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile, kusur yönünden zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği iş kolunda uzman olmayan bilirkişilerden alınan ve hükme dayanak kılınan olayda, %100 kaçınılmazlık bulunduğu kanaatine varılan kusur raporunu esas alarak davanın reddine karar verilmiştir.
İş Kanunu'nun 77. maddesi, İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar... düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır.
İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüyle, aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalı; kaçınılmazlık olgusunun ise, olayın meydana geldiği tarihte geçerli olan iş güvenliği mevzuatı, bilim ve teknolojinin öngördüğü tüm önlemlerin alınmasına karşın iş kazasının gerçekleşmesinin önlenemediği durumlarda kabul edilebileceği, umulmadık bir halin kaçınılmazlık olarak nitelendirilemeyeceği yönü gözetilmelidir.
Bu durumda, mahkemece yapılacak iş; 506 sayılı Kanunun 26'ncı maddesine dayanan rücu davasında kusurun belirlenmesinde; mahkemece, öncelikle zararlandırıcı sigorta olayının ne şekilde oluştuğu dosya içerisindeki tüm deliller takdir olunarak belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular bilirkişiye bildirilip olaydaki kusur durumunun zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği iş kolunda uzman Maden Mühendislerinden oluşan bilirkişi kurulundan buna göre çözümlenmesi istenmelidir. Bundan başka bu tür davalarda, konuda uzman bilirkişi ya da bilirkişi kurulunun, olaydaki tarafların kusur durumunu saptarken 506 sayılı Yasanın 26. (olay tarihi itibariyle yürürlükte olan) 1475 sayılı Yasanın 73, 4857 sayılı Yasanın 77 ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 ve diğer maddelerine uygun olarak, iş güvenliği mevzuatına göre hangi önlemlerin alınması gerekeceğini, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığını ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığını ve dayanağı mevzuat hükümleri ayrıntılarıyla irdelenerek gösterilmeli, soyut ifadelerin kullanımı ile yetinilmemelidir.
Bu kapsamda, 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesiyle yeniden getirilen sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı, bozma üzerine yürütülecek yargılama sürecinde göz önünde bulundurulması gerekeceği gözetilmelidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07.03.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy