(506 S. K. m. 9, 10, 26) (4857 S. K. m. 77) (818 S. K. m. 43, 44, 51) (1086 S. K. m. 38) (4721 S. K. m. 28) (2918 S. K. m. 98, 99, 108) (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü m. 2)
Dava: Dava, trafik-iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerden oluşan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum ile davalılardan Mapfre (Genel) Sigorta A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davacı Kurum, davalı işveren tarafından işe girişinin süresinde bildirilmediği iddia edilen ve 11.09.2003 tarihinde geçirdiği trafik-iş kazası sonucu %30,20 oranında sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalı S. Ü.'na bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerden oluşan sosyal sigorta yardımlarının 506 sayılı Kanunun 10 ve 26'ncı maddeleri uyarınca işveren şirket, zararlandırıcı sigorta olayına karışan aracın kusurlu sürücüsü K. G. ve aracın zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesini tanzim eden sigorta şirketinden rücuan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davalılar kusurunu %100 olarak belirleyen bilirkişi kusur raporu esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
1- Mahkemece, sigortalı tarafından işverene karşı açılan maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılamasında alınan raporda, işverenin %20, davalı sürücünün%80 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, ancak davanın sonucunun ya da başkaca rapor alınıp alınmadığının anlaşılamadığı, inceleme konusu işbu rücu davasına bakan mahkemece kusur incelemesi yaptırılmaksızın yukarıda anılan rapora dayanılarak karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 26'ncı maddesi uyarınca sorumluluk, kusur sorumluluğuna dayanmakta olup, kusur oran ve aidiyetlerinin belirlenmesi gerekir. Sigortalı veya hak sahipleri tarafından tazmin sorumlularına karşı açılan tazminat davasında alınan kusur ve hesap raporu, rücu davası yönünden bağlayıcı olmayıp, kesinleşmesi halinde güçlü delil niteliğinde sayılması gerekmektedir.
Somut olayda; anılan dava dosyasının aslı ya da suretinin dosya içeriğinde bulunmadığının ve karar tarihinde derdest olduğunun anlaşılması ve esasen yukarıda açıklandığı üzere, anılan raporun işbu rücu davasına ilişkin olarak bağlayıcılığı da bulunmaması karşısında; iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman bilirkişilerden oluşacak kuruldan, 506 sayılı Kanunun 26, 4857 sayılı Kanunun 77, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 ve devamı maddelerine uygun olarak düzenlenmiş kusur raporu alınarak, ilgililerin kusur oran ve aidiyetlerinin gerçeğe uygun olarak tespiti gerekmektedir.
2- Çalıştırılan sigortalıların Kuruma bildirilmelerini düzenleyen ve 08.09.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4447 sayılı Kanunla değiştirilen 506 sayılı Kanunun 9'ncu maddesi, kaza tarihi itibariyle; İşveren, çalıştırdığı sigortalıları, örneği Kurumca hazırlanacak bildirgelerle en geç bir ay içinde Kuruma bildirmeye mecburdur. hükmünü içermektedir. Anılan Kanunun 10'uncu maddesine göre ise; 9'uncu madde düzenlemesine rağmen sigortalı çalıştırılmaya başlandığının, yukarıda belirtilen bir aylık süre içinde Kuruma bildirilmemesi ya da geç bildirilmesi veya bu durumun Kurumca tespit edilmesi halinde, sigortalı işe giriş bildirgesinin verildiği veya bu durumun Kurumca saptandığı tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde, ilgililerin sigorta yardımları Kurumca yapılır. Ancak, belirtilen sigorta olayları için Kurumca yapılan ve ilerde yapılması gerekli bulunan her türlü masraflar ile gelir bağlanırsa bu gelirlerin sermaye değerleri aynı Kanunun 26'ncı maddesinde yazılı kasıt veya iş güvenliği mevzuatına aykırı hareketi olmasa bile işverenden tahsil edilir. Başka bir anlatımla, 10'uncu madde kapsamındaki sorumluluk, yasal koşulların gerçekleşmesi kaydıyla, kusursuz sorumluluktur. Ancak, bu durumda Borçlar Kanununun 43 ve 44'üncü maddeleri gözetilerek işverenin sorumluluğunda, zarar görenin/sigortalının müterafik kusurunun %50 sinden az olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılmalıdır.
Davaya konu somut olayda; Davacı Kurum, davasını 506 sayılı Kanunun 10 ve 26'ncı maddelerine dayandırdığından, Mahkemece, 506 sayılı Kanunun 9'uncu maddesine uygun ve süresinde, davalı Kuruma sigortalının işe giriş bildiriminin yapılıp yapılmadığı araştırılarak, aynı Kanunun 10'uncu maddesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi, Borçlar Kanununun 43 ve 44'üncü maddesi kapsamında hakkaniyet indirimi de nazara alınmak ve isteme bağlı kalmak suretiyle hüküm kurulması gerekir.
3- Davalılardan sigorta şirketinin sorumluluğu aynı zamanda 2918 sayılı Kanun kapsamında poliçeye dayalı akdi bir sorumluluktur. Bu nedenle sigorta şirketinin sorumluluğunun sigortaladığı aracın sürücüsü ile tespit edilmişse araç malikinin kusurlarıyla ve poliçe limitleriyle sınırlı biçimde zarardan sorumlu olduğu gibi, sigorta şirketleri yönünden temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmelidir.
İlgililerce gerekli belgeler eklenerek 2918 sayılı Kanun'un 98, 99 ve kaza ve işlem tarihi itibariyle yürürlükte olan 108'inci maddelerinde yazılı şekilde şirkete başvurulduğu halde 8 iş günü içerisinde ödeme yapılmamışsa 8 iş günlük sürenin sonunda temerrüt olgusunun gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Hiç başvurulmamış ya da gerekli belgeler eklenmeksizin başvurulmuş ise sigorta şirketinin temerrüdünden söz edilemez. Bu durumda faiz başlangıcının, şirkete karşı girişilen icra takip tarihi, ya da takibe girişilmeden dava açılmışsa dava tarihi olarak kabul ve tespiti gerekeceği açıktır.
Dava konusu somut olayda, davalı sigorta şirketine davacı Kurum tarafından anılan şekilde herhangi bir başvuru yapılıp yapılmadığı, icra takibine girişilip girişilmediği araştırılmalı, temerrüt olgusunun gerçekleşme tarihi saptanarak sigorta şirketi yönünden faiz başlangıç tarihi tespit edilmelidir.
4- Davacı Kurum tarafından davalılar hakkında teselsül hükümleri çerçevesinde talepte bulunulmuş olduğundan, Borçlar Kanunu'nun 51'inci maddesi gereği teselsül hükümleri nazara alınarak hüküm kurulmalıdır.
5- Davaya taraf olma ehliyeti dava şartlarından olup, Mahkemece re'sen gözetilmelidir. Davalılardan Kadir Gülseven'in davanın açılmasından sonra ancak karardan önce bir başka ifade ile yargılama aşamasında öldüğü anlaşılmaktadır.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 38 ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 28'inci maddeleri kapsamından kişiliğin ölüm ile sona eriyor olması karşısında; adı geçen davalının mirasçılarının katılımı sağlanarak yargılamaya devam edilmiştir. Ancak sunulan Keles Sulh Hukuk Mahkemesinin 24.02.2009 tarihli kararı ile davalının tüm mirasçılarının mirasın retlerinin tesciline karar verildiği anlaşıldığından, söz konusu mirasçılar yönünden istemin reddine karar vermek gerekirken, ölü Kadir Gülseven hakkında davanın kabulü yönünden hüküm kurulması isabetsizdir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme ile yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum ile davalılardan Mapfre (Genel) Sigorta A.Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan Mapfre (Genel) Sigorta A.Ş.'ye iadesine, 17.03.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy