(506 S. K. m. 93, 121, Geç. m. 91, Ek. m. 24) (818 S. K. m. 63, 66, 132, 133) (2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 74) (5510 S. K. m. 96, 97) (4958 S. K. m. 47) (YHGK. 16.09.1987 T. 1987/9-68 E. 1987/618 K.)
Dava: Hem annesinden hem de babasından yetim aylığı alan davalıya ödenen aylıklar nedeniyle babadan aldığı aylığı yarıya indirilerek çıkartılan borcun tahsili için başlatılan takibe davalının yaptığı itirazın iptali ile % 40 icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi N. Ş. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: 1969 yılında yaşamını yitiren sigortalı babası üzerinden hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla 08.02.1988 tarihli talebi üzerine 506 sayılı Kanunun ölüm sigortası hükümlerine göre aylık bağlanan davalıya, 30.10.1986 tarihinde vefat eden annesinden de yetim aylığı bağlanmış, babasından dolayı aylık talebinde bulunduğunda, annesinden aylık aldığını belirtmediğinden her ikisini de tam aldığı gerekçesi ile, babasından aldığı aylığı yarıya indirilerek borç kaydedilmiş ve tahsili için icra takibi başlatılmış, davalının itirazı üzerine itirazın iptali ve takibin devamı ve icra inkar tazminatına karar verilmesi talebinde bulunulmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 506 sayılı Yasanın Geçici 91. maddesi gereğince ödemelerin iadesinin mümkün olamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın temel yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun Ana ve babalarından gelir veya aylığa hak kazanan çocuklar başlığını taşıyan 93'üncü maddesinin birinci fıkrasında; sigortalı olan ana ve babalarının ölümlerinde her ikisinden de gelir veya aylık bağlanmasına hak kazanan çocuklara, ana veya babadan bağlanan gelir ve aylıklardan, önce bu Kanunun 92. maddesi dikkate alınarak yüksek olanın tümünün, eksik olanın da yarısının bağlanacağı açıklanmış, Sosyal yardım zammı başlıklı ek 24'üncü maddesinin (f) fıkrasında; iki ayrı sigorta kolundan veya iki ayrı dosyadan gelir veya aylık alanlara, en fazla ödemeye olanak veren bir dosya üzerinden sosyal yardım zammı ödemesi yapılacağı belirtilmiştir. Sigortalılara veya hahsahiplerine yapılan yersiz ödemelerin ilgililerden geri alınmasının hukuki dayanak ve ilkelerine ilişkin olarak ise; 06.08.2003 günü yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 47. maddesi ile değişik 506 sayılı Kanunun Sigorta yardımlarının haczedilemeyeceği, yanlış ve yersiz ödemelerin tahsili başlığını taşıyan 121'inci maddesinin ikinci fıkrasında; yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımlarının 84'üncü maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınacağı, Kurumun genel hükümlere göre takip hakkının saklı bulunduğu açıklanmış olmasına karşın, yersiz ödeme durumunda geri verme yükümünün kapsamı belirlenmediği gibi, söz konusu Kanun içeriğinde bu konuda herhangi bir düzenlemeye de yer verilmemiştir.
Bu konuda 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Yersiz ödemelerin geri alınması başlığını taşıyan 96. maddesinin birinci fıkrasında, Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. hükmü öngörülmüştür. Söz konusu Kanunun geçici maddelerinde, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğine işaret eden herhangi bir kural da bulunmadığından, sonuç olarak 96. madde düzenlemesinin, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklarına ilişkin süregelen uyuşmazlıklara uygulanması zorunlu olduğu gibi, bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63'üncü maddesinin de gözetilmesi gerekmektedir. Anılan maddeye göre; haksız olarak (nedensiz) bir edinimde bulunan kimse, onun geri alınması zamanında elinden çıkmış olduğunu kanıtladığı tutar oranında ret ve geri vermekle yükümlü değil ise de, haksız edinimde bulunan, o şeyi kötü niyetle elden çıkarmış veya onu elden çıkarırken sonradan ret ve geri vermeye zorunlu tutulacağını biliyor ise ret ve geri vermekle yükümlüdür. Bir başka anlatımla; iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacak, buna karşın; zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacaktır.
Ayrıca belirtilmelidir ki; 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, zamanaşımı hükmü olarak tanımı ve yorumlanması olanaksızdır. Maddede genel hükümlere yollamada bulunulması ve Kanunun Zamanaşımı, hakkın düşmesi ve avans başlığını taşıyan 97. ve diğer maddelerinde fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağı yönünden düzenlemeye yer verilmemiş olması, fazla ve yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağına ilişkin zamanaşımı konusunun genel hükümlerden hareketle çözümünü zorunlu kılmaktadır. Zamanaşımı defi, borcu ortadan kaldırmamakla birlikte, bunu ileri süren tarafa, borcu yerine getirmekten kaçınma yetkisi vermektedir. Bu bağlamda Borçlar Kanununun 66. maddesine göre; nedensiz mal ediniminden dolayı açılacak dava, zarar gören tarafın verdiğini geri almaya hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve herhalde bu hakkın doğduğu günden itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğramaktadır. Anılan Kanunun 132. maddesinde, zamanaşımının işlemesine engel olan ve onu durduran sebepler sıralandığı gibi, 133'üncü maddesinde de zamanaşımını kesen olgular açıklanmıştır. Sebepsiz zenginleşme hukuksal temeline dayalı bu tür davalarda öngörülen bir yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı ise kamu kurum ve kuruluşları açısından, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.09.1987 gün ve 1987/9-68 Esas, 1987/618 Karar numaralı ilamında da vurgulandığı gibi, o kurum ve kuruluşların dava açma konusunda yetkili kılınan kişi veya organlarının verdiğini geri almaya (istirdada) hakkı olduğunu öğrendiği tarihtir.
Diğer taraftan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesinin ikinci fıkrasında, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse, alacaklı yararına ve istem üzerine tarafların durumuna, davanın ve hüküm altına alınan şeyin tahammülüne göre, hüküm altına alınan tutarın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere uygun bir tazminata karar verileceği yönünde düzenleme öngörülmüş olup, itirazın iptali davalarında icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, diğer koşulların yanında takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Anılan bu tür bir alacaktan söz edilebilmesi için ise, gerçek tutarın belli ve sabit olması veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için alacağın tüm unsurlarının bilinmesi ya da bilinebilecek durumda bulunması gereklidir. Buna göre, alacağın likit nitelikte olduğunun kabulü için borçlu tarafından tutarın araştırılarak belirlenmesi olanağının varlığı yeterlidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; 506 sayılı Yasanın Geçici 91. maddesi, aynı yasanın 93. maddesinin uygulanmasına engel teşkil etmediği, 506 sayılı Kanunun 93 ve ek 24'üncü madde düzenlemeleri karşısında iki tür sosyal sigorta yardımından daha az olanın yarıya indirilip, bu dosya üzerinden sosyal yardım zammının iptal edilmesi zorunlu ve bu anlamda Kurum işlemi yerinde olduğu gibi, anne üzerinden aylık tahsis aşamasında baba üzerinden ölüm aylığı aldığını Kuruma bildirmeyen davalının kötü niyetli olduğu da belirgindir. Bu bakımdan, zamanaşımı definde bulunan davalının sorumluluğu noktasında zamanaşımı iddiası yukarıdaki açıklamalar ışığında irdelenmeli, iade kapsamının belirlenmesi açısından da 5510 sayılı Kanunun 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında irdeleme yapılmalı, buradan hareketle takibe ve davaya konu yersiz ödeme tutarı ortaya konulmalı, sonrasında yöntemince yasal faiz miktarı hesaplanmalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 74'üncü maddesinde yer alan istemle bağlılık ilkesi dikkate alınmalı ve elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre; yersiz ödenen aylıklar toplamı olan asıl alacağın, icra takip ve dava tarihi itibarıyla varlığı ve tutarının belli ve sabit, dolayısıyla, likit nitelikte olduğu belirgin bulunduğundan, takibe haksız itiraz eden davalı borçlunun, davacı alacaklı Kurum yararına hüküm altına alınan asıl alacak tutarının %40'ı oranında tazminatla sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu icra inkar tazminatı isteminin reddi yönünde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy