(506 S. K. m. 26) (4857 S. K. m. 77) (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü m. 2)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirler sebebiyle meydana gelen Kurum zararının 506 Sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan, Tetkik Hakimi Meral Yıldırım tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: 5510 Sayılı Kanunun 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki, İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemelerle bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. hükmü öngörülmüş ise de; söz konusu düzenlemenin anılan kanunda, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 26. maddesidir.
Davalı belediyeye ait araçla geceleyin ilaçlama yapıldığı sırada pikabın römork kısmında oturan sigortalı işçinin nereden geldiği belli olmayan taşın gözüne isabet etmesi ile %35,20 oranında iş göremez duruma düşecek şekilde yaralanması şeklinde gelişen kazada, mahkemece 506 Sayılı Kanunun 26. maddesinde belirtilen tazmin koşullarının oluşup oluşmadığı yönünden kusur incelemesi yaptırılmaksızın, öte yandan kanun ve katsayılardaki artışlar sebebiyle sigortalıya bağlanan gelirde meydana gelen artışları da kapsayacak şekilde ve davacının isteminin tamamı kabul edilmek suretiyle karar verilmiştir.
Mahkemece, davalı işverenin anılan madde uyarınca kusur ve sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasında, hiç bir irdeleme yapılmaksızın, doğrudan istemin tamamının kabulüne karar verilmesi hatalıdır. 506 Sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca, davalıların Kurumun rücu alacağından sorumlulukları ancak kusurlarının varlığı halinde mümkün olduğundan meydana gelen iş kazasında davalı işverenin kusur ve sorumluluk oranının; hem oluşa uygun olarak hem de 506 Sayılı Kanunun 26., 4857 Sayılı Kanunun 77., İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd. maddelerinde öngörülen ilke ve esaslara göre, konusunda ve iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman bilirkişilerden oluşacak kuruldan, yöntemince düzenlenmiş, ilgililerin kusur oran ve aidiyetlerini belirten rapora dayalı olarak belirlenmesi zorunludur.
Öte yandan davanın yasal dayanağını oluşturan 506 Sayılı Kanunun 26'ncı maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (dış tavan) miktarıyla sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi'nin, 21.3.2007 gün ve 26649 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 23.11.2006 gün ve 2003/10 Esas - 2006/106 Karar numaralı kararı ile 26'ncı maddedeki sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere ibarelerinin Anayasaya aykırılık sebebiyle iptaline karar verilmiştir.
Anayasa'nın 153'üncü maddesine göre, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ve giderek elde bulunan ve kesinleşmemiş tüm davalarda uygulanmasının zorunlu olması; iptal kararının Resmi Gazete'de yayımlandığı 21.3.2007 gününden sonra H.U.M.K.'nun 76'ncı maddesi uyarınca yürürlükteki kanunları uygulamakla yükümlü bulunan mahkemelerin ve Yargıtay'ın yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulünün doğal bulunması; 26'ncı maddedeki anılan ibarelerinin iptaliyle Kurumun rücu hakkının, kanundan doğan, kendine özgü, sigortalı veya hak sahiplerinin hakkından bağımsız, basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, ilk peşin değerli gelirlerin; tazmin sorumlularının kusuruna karşılık gelen tutarıyla sınırlı şekilde hüküm kurulması gereklidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında meydana gelen iş kazasında davalı işverenin kusur ve sorumluluk oranını oluşa ve 506 Sayılı Kanunun 26., 4857 Sayılı Kanunun 77., İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nün 2 vd. maddelerinde öngörülen ilke ve esaslara göre, iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman bilirkişilerden oluşacak kuruldan, yöntemince düzenlenmiş, ilgililerin kusur oran ve aidiyetlerini belirten rapor alınmak suretiyle, daha sonra Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan hukuki durum gözetilerek, 20.1.2005 günü sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirlerin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeriyle sosyal yardım zammı tutarının, açıklanan ilkeler doğrultusunda tazminine olanak bulunan kısmı belirlenmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davalıya iadesine, 07.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy