(506 S. K. m. 26, 92) (818 S. K. m. 60, 125, 128, 332)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerin 506 Sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraflar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddine,
2- Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 Sayılı Kanunun 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarıyla sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi'nin, 21.3.2007 gün ve 26649 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 Sayılı kararı ile 26. maddedeki
sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere
bölümünün Anayasaya aykırılık sebebiyle iptali sonrasında, 506 Sayılı yasaya dayalı olarak işverenler aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında; süregelen mevcut uygulama dışında, herhangi bir etkileşim ve değişim öngörülmediğinden, B.K.nun 332/I maddesinde belirtilen işçi-işveren arasındaki akde aykırılık eylemleri ve bu çevrede maddenin 2. fıkrası gereğince işverenin akde aykırı davranışları (işçi sağlığı ve iş güvenliğinin gerektirdiği önlemlerin alınmaması vs.) sonucu, 26/I maddeyle vaki ilişkilendirme, bir bakıma akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabii olmakla; zamanaşımının, işverenler açısından B.K.nun 125. maddesine göre belirlenmesi gerektiği gözetildiğinde on yıldır.
Zararlandırıcı sigorta olayına sebep olan 3. şahıslar yönünden; üçüncü kişiyle sigortalı arasında akdi bir ilişki söz konusu olmayıp 506 Sayılı Kanununu 26/2 maddesiyle B.K.na yollamada bulunulduğundan, B.K.n 60. maddesinde öngörülen bir ve on yıllık haksız fiil zamanaşımı süresinin uygulaması gerekir.
Kurum, ceza davasına müdahil olarak katılamadığından rücu davalarında, B.K.nun 60. maddesindeki ceza zamanaşımı ise uygulanmamaktadır.
Zamanaşımının başlangıcı konusuna gelince; 506 Sayılı Kanunda zamanaşımının (özel olarak) düzenlenmediği düşünüldüğünde; genel hükümler çerçevesinde çözüm arama gereği vardır. Gerçekten de B.K.nun 128. maddesinde: Zaman aşımı, alacağın muaccel olduğu zamanda başlar denilmektedir. Kurum açısından alacak hakkı, bağladığı gelirin yetkili organ tarafından onaylandığı tarihte ödenebilir hale geleceğinden, muacceliyet'in onay tarihi olacağı açıktır. O halde, masraflar için sarf ve ödeme, gelirler için ilk peşin sermaye değerinin başlangıçtaki gelir bağlama onay tarihinde zararın öğrenmiş olacağının ve zamanaşımının bu tarihte başlayacağının kabulü gerekir.
Müteselsil borçluluğun en belirgin özelliği; alacaklıya karşı borçlulardan her birinin; edimin tamamından sorumlu olması, başka bir ifade ile, alacaklının borçlulardan hepsini birden takip ya da dava edebileceği gibi bunların içinden dilediği birini veya birkaçını dava ya da takip edebilmesi ise de; bu özellik, müteselsil borçların nispi bağımsızlığını ortadan kaldırır nitelik taşımamaktadır. Müteselsil borçların nispi bağımsızlığı ilkesinin zamanaşımı yönünden sonuçları ise; müteselsil borçlulukta, zamanaşımının borçlulardan biri bakımından durmasının diğer borçlulara sirayet etmemesi; müteselsil borçlulardan birinin ileri sürdüğü zamanaşımı def'inden bunu ileri sürmemiş olanların yararlanmalarının mümkün bulunmamasıdır. Zamanaşımı def'i, borcu ortadan kaldırmayıp bunu ileri sürene borcu yerine getirmekten kaçınma yetkisi verdiğinden, teselsül hükümlerine dayalı olarak açılmış olan eldeki davada, zamanaşımı def'inin ancak bunu ileri süren müteselsil borçlu hakkında hüküm doğurur, diğer borçlular yönünden hüküm ifade etmez.
Dava konusu somut olayda; gelir onay tarihi 26.10.2001 olup, davacı vekili 18.9.2009 tarihli ıslah dilekçesiyle müdeabihi 13.134,85 TL arttırmıştır. Davalılar H... Dekorasyon İnş. Tic. Ltd. Şti., Y. Y., S. K. vekili ıslah talebinden sonra 12.10.2009 tarihli dilekçesiyle usulüne uygun olarak zamanaşımı def'inde bulunmuştur.
Mahkemece; yukarda açıklanan hukuki ilkeler doğrultusunda, davalı işveren yönünden onay tarihiyle ıslah tarihi arasında 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, zamanaşımı definde bulunan üçüncü kişiler yönünden ıslah edilen bölüm hakkında 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği yönü gözetilmeksizin karar verilmiş olması isabetsiz bulunmuştur.
3- İş kazası sonucu sürekli iş göremez durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değeri; sigortalının yaşı, gelirin kesilme olasılığı ve iskonto oranı gözetilerek belirlenen tutarı ifade etmektedir. 506 Sayılı Kanunun 92. maddesi ise, Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler eşitse, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir. düzenlemesini içermekte olup, gelir bağlama tablosundan sigortalının hak sahiplerine 8.7.2001 tarihinden itibaren bağlanan gelirin, 506 Sayılı Kanunun 92. maddesi uyarınca 1.8.2001 tarihinde indirildiği anlaşılmaktadır.
Kurumun, sigortalı veya haksahiplerine bağladığı ilk peşin sermaye değerli gelirden fazlasını isteme hakkı bulunmadığı gibi; bağlanan gelirin kesildiği veya kesilmesi gereğinin, yargılama sürecinde ortaya çıktığı durumlarda; Kurumun ödemediği veya ödemeyecek olduğu gelir kesimini rücuan isteyemeyeceği yönü de, tazmine yönelik davada gözetilmesi gereken genel ilkeler arasında bulunmaktadır.
Dava konusu edilen gelirlerin, 506 Sayılı Kanunun 92. maddesi uyarınca indirildiği gerçeği karşısında, davalının tazminle sorumlu olduğu ilk peşin sermaye değerli gelir miktarının, belirlenmesi gereği üzerinde durulmaksızın, peşin sermaye değeri hesap tablosunun ilk satırındaki miktar esas alınarak, karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir
O halde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davalılara iadesine, 19.04.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy