(506 S. K. m. 4, 6, 79) (1086 S. K. m. 74, 388, 389) (YHGK. 26.02.2003 T. 2003/21-43 E. 2003/97 K.)
Dava: Davacı, davalılara ait işyerinde geçen ve eksik bildirilen hizmetlerin tespiti ile bu hizmetlerin yeraltında geçtiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- Davanın yasal dayanağı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanunun 79/10. ve maddesidir.
506 sayılı Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olayda; davalılardan M. K.'na ait 13696 sicil numaralı işyerinden 01.01.1999, 01.04.2000 ve 18.05.2000 tarihli işe giriş bildirgeleri verilmiş, davacı hakkında 01.01.1999-03.11.1999, 01.04.2010-01.10.2001, 18.05.2002-22.03.2006 tarihleri arasında kısmi bildirimler yapılmıştır. Mahkemece; davanın kabulü ile 1721 günlük çalışmanın tespitine karar verilmiş ise de; yapılan incelemenin hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 - 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, bildirgeyi hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin aksinin, ancak eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez.
Öte yandan, 506 sayılı Kanunun 4447 sayılı Yasa ile değişik 79/3. maddesinde ay içinde bazı iş günlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların 30 günden az çalıştırıldıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır hükmüne yer verilmiştir. Getirilen bu hüküm karşısında işverenin prim bildirgelerine sigortalının o ayın tümünde çalışmadığına ilişkin belge ibraz etmemesi halinde, sigortalının ilgili ayın tamamında çalıştığına güçlü bir karine oluşturur. Bu karinenin aksinin aynı güç ve nitelikte delillerle kanıtlanması gerekir.
Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde eldeki davada; davacının çalışmaları ile ilgili tüm belgeler davalı kurumdan; puantaj kayıtları ve ücret tediye bordroları işverenlerden getirtilmeli, iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalı tarafından hata - hile - ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı, dava konusu dönemde işyeri devri yada davalılar arasında organik bağ bulunup bulunmadığı, davalı şirketin ticaret siciline tescil tarihi araştırılmalı, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı, davalı işyerinde tespiti istenen dönemde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa, belgeler getirtilmeli yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde; iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalıdır.
Öte yandan; davacı tarafından fotokopisi ibraz olunan ve davalılardan M. K. tarafından verilen vekaletnamede E. S. vekil tayin ettim şeklinde bir şerh olup, Rize 2. Noterliği'nin 30.10.2008 tarihli yazısında; 28.03.1997 tarih ve 3702 yevmiye sayılı vekaletname aslında bu şekilde bir şerhin olmadığının belirtilmesi, davacı vekili tarafından, davalının vekaletnamede sahtecilik yaptığından bahisle savcılık tarafından soruşturma başlatıldığının bildirmiş olması karşısında, bu husus araştırılmalı, söz konusu vekaletname ile davacının işlem yapıp yapmadığı belirlenmelidir.
Böylece, gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması;
2- 506 sayılı Yasanın 4. maddesi ile işveren, ...sigortalıları çalıştıran ...kişiler... olarak tanımlanmış olup, hizmet tespiti davalarında, sorumlunun tespiti, davanın sübutu ve verilen kararın infazı açısından, işverenin kim olduğunun bilinmesinde yasal zorunluluk vardır.
Davacı, davalı gerçek kişi ile onun ortağı ve yetkilisi olduğu davalı şirkette tır şoförü olarak 10.11.1997-11.11.2006 tarihine kadar aralıksız çalışmasının tespitine karar verilmesini istemiştir. Dava konusu dönemde davalılardan M. K.'na ait işyerinden bildirimler yapılmış olup, davalı şirket vekili, davacının şirkette çalışmadığını ileri sürmüştür.
Mahkemece; davaya konu çalışmaların hangi davalı nezdinde geçtiği, davalı şirket nezdinde geçen çalışmaların bulunup bulunmadığı tespit edilerek, şirket nezdinde geçen çalışmanın bulunmaması halinde bu davalı hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gereğinin gözetilmemesi,
3-Kararın, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 388 ve 389. maddelerinde tanımlanan unsurları taşıması ve iki tarafa tahmil ve bahşedilen haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık yazılması yönündeki hükümlerinin kararın yazımında dikkate alınmayarak, tespitine karar verilen hizmet süresinin başlangıç ve sona erme tarihleri, hangi dönemde kaç günlük sürenin tespitine karar verildiği belirtilmeksizin, Davacının tespiti mümkün hizmet süresinin kurum taban ücretleri üzerinden 1721 gün olarak tespitine şekilde karar verilmiş olması,
4-Davacının 10.11.1997-11.11.2006 tarihleri arasında geçen çalışmaların tespitini talep ettiği gözetilmeksizin, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 74. maddesindeki taleple bağlılık ilkesine aykırılık teşkil edecek şekilde, 01.11.1997-09.11.1997 tarihleri arasındaki süre yönünden tespit kararı verilmiş olması, usule ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan K... Ltd. Şti. ve M. K.'na iadesine, 10.05.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy