(506 S. K. m. 2, 3) (1479 S. K. m. 24, Ek m. 19)
Dava: Davacı, çakışan 506 Sayılı Kanun kapsamındaki sigortalı süreler dışlandıktan sonra kalan sürede 1479 Sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun tespitini, aksi takdirde çakışan 506 Sayılı Kanun kapsamındaki sigortalı sürelerin iptali ile bu dönemde 1479 Sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğunun tespitini talep etmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Y. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dosya kapsamına göre, 04.04.1986 tarihli bildirgeye istinaden, aynı tarihte 1479 Sayılı Kanun kapsamında sigortalılık kayıt ve tescili yapılan davacının, hızarcılık işi sebebiyle 04.04.1986-15.08.1989 tarihleri arasında, kömür alım satım işi sebebiyle 09.10.1989-31.12.1989 tarihleri arasında, nakliyecilik işi sebebiyle 09.10.1989-31.12.1996 ve 01.01.1997-29.12.2006 tarihleri arasında vergi mükellefiyeti bulunmakta olup, şoförlük mesleği sebebiyle 04.04.1986-31.05.2006 tarihleri arasında oda kaydı ve 15.12.1986-24.05.2006 tarihleri arasında ise sicil kaydı bulunduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ise, davacının sigortalı hizmet cetveline göre ise, 01.01.1996 tarihinden itibaren 31.12.2005 tarihine kadar değişik işyerlerinden bildirilen 2244 gün sigortalı çalışmasının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bir başka sigortalıya ait sigorta hizmet cetvelindeki bilgiler esas alınarak ve bu süreler dışlandıktan sonra kalan sürede, davacının 1479 Sayılı Kanun kapsamında zorunlu Bağ-Kur sigortalılığının tespitine karar verilmiştir.
Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına dair davalar kamu düzeniyle ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. 506 Sayılı Kanunun 2'nci maddesinde, hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacağı, 3'üncü maddesinde, kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların veya herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların sigortalı sayılmayacağı belirtilmiş; 1479 Sayılı Kanunun 02.08.2003 günü yürürlüğe giren 4956 Sayılı Kanunun 14'üncü maddesiyle değişik 24'üncü maddesinde, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlarla gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkar Siciliyle birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıtlı olanların zorunlu sigortalı kabul edileceği, sözü edilen diğer sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödeyenlerin sigortalı sayılmayacağı açıklanmıştır. Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, sosyal sigortalarda çokluk, bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, yararlanmada ve yükümlülükte teklik ilkesi egemendir. Buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz ve çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiştir. Belirtilmelidir ki, anılan düzenlemelerde yer alan emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar ibareleri, "başka sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olanlar şeklinde anlaşılmalı, sosyal güvenlik kuruluşları ibarelerinin de aynı zamanda sosyal güvenlik kanunları terimlerini içerdiği kabul edilmelidir.
Diğer taraftan; 1479 Sayılı Kanuna, 01.04.2006 günü yürürlüğe giren 5458 Sayılı Kanunun 13'üncü maddesiyle eklenen Ek 19'uncu maddede; bu Kanun ve 2926 Sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, beş yıl ve daha fazla süreye dair prim borcu bulunan sigortalıların bu sürelere dair prim borçlarının Kurumca yapılacak bildirimde belirtilen süre içerisinde ödenmemesi durumunda daha önce prim ödemesi bulunan sigortalının ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalının ise, tescil tarihi itibarıyla sigortalılığının durdurulacağı, prim borcunun ait olduğu sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyeceği ve bu sürelere dair Kurum alacakları takip edilmeyerek, Kurum alacakları arasında yer verilmeyeceği açıklanmış; 5458 Sayılı Kanunun 14'üncü maddesiyle eklenen geçici 26'ncı maddede de; bu Kanun ve 2926 Sayılı Kanuna göre kayıt ve tescili yapıldığı halde, 31.03.2005 günü itibarıyla beş yıl ve daha fazla süreye dair prim borcu bulunan sigortalılar veya hak sahiplerinden bu sürelere dair prim borçlarını yeniden yapılandırma isteminde bulunmayanlar veya yeniden yapılandırma talebinde bulunmalarına karşın yapılandırma haklarını kaybedenler hakkında Ek 19'uncu madde hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; öncelikle, davacının 1479 Sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki sigortalılığına dair kişisel sicil dosyasında Kurumca kabul edilen, anılan nitelikteki sigortalılık süresi ve dolayısıyla, dosyadaki başka sigortalıya ait hizmet cetveli yerine, sigortalıya ait doğru sigorta hizmet cetveli esas alınarak, 506 Sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılıkla çakışan dönem açıklıkla belirlenerek uyuşmazlığın kapsamı ortaya konulmalı, sonrasında, ilgili vergi dairelerine yazı yazılarak davacının vergi yükümlüsü olarak kayıtlı olduğu tüm tarihler belgeleriyle birlikte getirtilmeli, özellikle maliye bakanlığı Keşan Vergi Dairesince düzenlenen 13.12.2004, 05.12.2005, 24.10.2007 tarihli yoklama fişi içerikleri de araştırılarak davacının nakliyecilik faaliyetine ve kendi nam ve hesabına bağımsız çalışmasına son verip vermediği araştırılmalı, diğer taraftan adına prim ödemeleri bulunan işyerine ait aylık prim ve hizmet belgelerinde yer alan sigortalıların bilgi ve görgüsüne başvurularak hizmet akdine dayalı gerçek ve eylemli çalışmanın bulunup bulunmadığı tespit edilerek oluşacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 07.07.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy