(6183 S. K. m. 3, 35) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Dava, menfi tespit ve ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. A. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava dilekçesinde açık bir şekilde iddianın ve dava konusunun yazılması gerekliliği, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 179/2,5. maddesinde belirtilmiştir. Talep sonucu, mahkeme, davayı kabul ettiğinde; talep sonucunu aynen hüküm fıkrası (HUMK. 388/4) olarak kararına alabileceği şekilde açık olmalıdır.
Dava dilekçesinde davacının, davadışı Ltd. Şti.'nin borçlarından sorumlu olsa dahi sermayedeki ortaklık payı olan %10 oranında sorumlu olunduğundan bahisle, 35.095,43 TL. borç olmadığının ve 43.869,29 TL. miktarındaki 2 adet ödeme emrinin iptalini istenmiş olması karşısında; menfi tespite konu olan miktar ile iptali istenen ödeme emirlerindeki miktar arasındaki belirgin çelişki davacı tarafa açıklattırılmak suretiyle giderildikten sonra, istemin; davacının ortaklık payı olan %10 oranında Ltd. Şti. borcunu kabul ettiğinin, bakiye borca ilişkin menfi tespit ve iptal istemi olduğunun anlaşılması halinde, buna ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi gerekir. Davacının, Ltd. Şti.'nin tüm borcuna ilişkin olarak menfi tespit ve iptal isteminde bulunması halinde ise;
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 22.07.1998 gün ve 4369 sayılı Kanun'un 21 inci maddesiyle değişik 35 inci maddesi; Limited şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar hükmünü taşımakta iken; 06.06.2008 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak bazı maddeleri dışında aynı gün yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 3 üncü maddesiyle, 35 inci maddede yer alan, 'şirketten tahsil imkanı bulunmayan ibaresi şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye;
Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. şeklinde iki fıkra eklenmiştir. 5766 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine eklenen,
Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi: Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını
Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi: Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını, İfade eder, olarak açıklanmıştır.
5766 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi de; Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümlerin, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır. hükmünü taşımaktadır.
Hal böyle olunca; Hukuk Genel Kurulu'nun 25.06.2008 tarih 2008/21-441 Esas, 2008/448 Karar sayılı kararında belirtildiği gibi, 5766 sayılı Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler görülmekte olan davaya uygulanarak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekmektedir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle bozulmasına, 09.05.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy