(6183 S. K. m. 58)
Davacılar vekili, ödeme emrinin iptaliyle borçlu olunmadığının tespitini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. İşveren konumundaki davacılar hakkında; işyeri bildirgesinin yasal süresinde Kuruma verilmemesi (506/140-1a), aylık sigorta primleri bildirgeleriyle aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içerisinde Kuruma verilmemesi (506/140-1c),defterve belgeleri sunma yükümlülüğünün Kurumca yapılan yazılı uyarıya karşın yasal süresinde yerine getirilmemesi (506/140-1d) eylemlerine dayalı olarak tahakkuk ettirilen idari para cezalarını bildiren yazıların 04.01.2007 tarihinde yetkili Cemalettin Gündoğan, 27.02.2007 gününde daimi katip F. Y. ibareleriyle anılan kişilere tebliğ edildiği, sonrasında 2005/1-2-3-6 dönemine ilişkin idari para cezalarının gecikme zammıyla birlikte tahsiline yönelik olarak düzenlenen 25.06.2007 gün ve 30203 sayılı ödeme emrinin 04.07.2007 tarihinde, adreste yetkili F. K. şerhiyle bu kişiye tebliğ edilmesi üzerine 12.07.2007 tarihinde işbu davanın açıldığı, mahkemece yürütülen yargılama sonunda, aylık sigorta primleri bildirgeleriyle aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içerisinde Kuruma verilmemesi eylemine dayalı olarak tahakkuk ettirilen idari para cezasının yasal dayanaktan yoksun bulunduğu gerekçesiyle, istemin söz konusu tutarla sınırlı olarak kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
İdari para cezalarından kaynaklanan Kurum alacağının tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali istemine ilişkin davanın yasal dayanaklarından biri, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun Ödeme emrine itiraz başlığını taşıyan 58'nci maddesidir. Maddenin birinci fıkrasında; kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya borcu kısmen ödediği, ya da borcun zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde dava açabileceği öngörülmüş olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.04.2001 gün ve 2002/201-297 sayılı ile 24.03.2004 gün ve 2004/10164-170 sayılı ilamlarında da vurgulandığı gibi bu süre hak düşürücü niteliktedir. Dava, aynı zamanda menfi tespit niteliğindedir ve ilgilinin itiraz nedenleri anılan üç durumla sınırlandırılmıştır.
Davanın diğer yasal dayanağı olan 506 s. Kanunun Kurumca verilecek idari para cezaları başlıklı 140'ncı maddesi, idari para cezaları ve bunlara karşı ilgililerce başvurulacak yargı yeri konusunda düzenleme içermektedir. 3910 s. Kanunla değişik 140'ncı maddede yer alan Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler tümcesinin Anayasa Mahkemesi tarafından, 506 s. Kanun hükümlerine göre verilen idari para cezalarına karşı açılacak davaların idari yargı yerlerinde görülmesinin zorunlu olduğu görüş ve gerekçesiyle 08.10.2001 gün ve 2001/225 Esas, 2002/88 Karar sayılı kararla iptal edilmesinin ardından kanun koyucu tarafından iptal kararına uygun olarak, 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 s. Kanun hükmüyle, 140'ncı maddede değişiklik yapılarak idari para cezalarına yönelik itirazın reddi kararının tebliğinden itibaren altmış gün içinde açılacak davalara bakma görevi idare mahkemelerine verilmiş, ancak; Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 21.11.2005 gün ve 2005/84 Esas, 2005/105 Karar sayılı kararıyla, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kuralları çerçevesinde Kurumca verilen idari para cezalarında görevli yargı yerinin adli yargı olarak belirlenmesi üzerine, kanun koyucu bu kez, 5454 s. Kanunun 15.02.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5'inci maddesiyle yeni düzenleme yapmıştır. Buna göre, 140'ncı maddenin dördüncü fıkrasında; idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilecekleri, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması durumunda idari para cezası kararının kesinleşeceği, sulh ceza mahkemesinin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer alan ağır ceza mahkemesine, kararın tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde itiraz edilebileceği, 2.000 Yeni Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı sulh ceza mahkemesine başvuru üzerine verilen kararların kesin olduğu, mahkemeye başvurulmasının, cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezalarının, bu Kanunun 80'nci maddesi hükmüne göre tahsil edileceği hüküm altına alınmış, ancak,Danıştay Onuncu Dairesi tarafından yapılan itiraz üzerine değerlendirme yapan Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nca fıkrada yer alan Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine başvurabilirler. cümlesi Anayasa'ya aykırı bulunarak 04.10.2006 gün ve 2006/75 Esas, 2006/99 Karar sayılı kararla bir kez daha iptal edilmiştir.
İptal kararının 06.04.2007 tarihinde Resmi Gazete'de yayımından sonra bu kez kanun koyucu tarafından söz konusu fıkra, 5655 s. Kanunun 20.05.2007 tarihinde yürürlüğe giren 2'nci maddesiyle yeniden değiştirilerek fıkranın bir önceki şeklinden farklı olarak; Kurumca itirazı reddedilenlerin, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilecekleri, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması durumunda, idari para cezasının kesinleşeceği, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde Kuruma ödenmeyen idari para cezalarının, bu Kanunun 80'nci maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte tahsil edileceği düzenlemesi getirilmiştir.
Diğer taraftan; 7201 sayılı Tebligat Kanununun 12'nci ve Tebligat Tüzüğünün 17'nci maddesinde; tüzel kişilere tebliğin, yetkili temsilcilerine, bunlar birden çok ise yalnız birine yapılacağı, anılan Kanunun 13'ncü ve söz konusu Tüzüğün 18'nci maddesinde; tüzel kişiler adına kendilerine tebliğ yapılacak kimselerin herhangi bir sebeple olağan iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir durumda oldukları takdirde tebliğin, orada hazır bulunan memur veya hizmetlilerinden birine yapılacağı belirtilmiş; Tebligat Tüzüğünün 18'nci maddesinde ayrıca; kendisine tebliğ yapılacak memur veya hizmetlinin, tüzel kişinin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde görev itibarıyla tebligatın muhatabı olan tüzel kişinin temsilcisinden sonra gelen bir kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu gibi işlerle görevlendirilmiş bir kişi olması gerektiği, bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında saptandığı takdirde tebligatın, o yerdeki diğer bir memur veya hizmetliye yapılacağı açıklanmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında dava değerlendirildiğinde; gerek idari para cezalarının, gerekse işbu davanın konusunu oluşturan ödeme emrinin bildirimine yönelik gerçekleştirilen tebliğ işlemlerinin, yasal mevzuat kapsamında yöntemince yapılmadığı ve bu nedenle geçersiz olduğu belirgin bulunmakla, işbu davanın yedi günlük hak düşürücü sürede açıldığı kabul edilmelidir. Ancak; davada esasa yönelik inceleme yapılması gerekmekte ise de, itiraza/davaya konu yapılan kamu alacağı, idari para cezası niteliğinde olduğundan, yukarıda anılan 140'ncı maddede belirtilen yöntem ve süreçlerin izlenmesi de zorunludur. Bu bakımdan; idari para cezalarının, görevli yargı makamınca incelendikten sonra kesinleşmesi olgusu, inceleme konusu işbu dava yönünden bekletici sorun yapılarak sonrasında elde edilecek sonuca göre karar verilmeli, kuşkusuz, kısmen reddedilen davada verilen ve işbu bozma ilamına konu olan hükme karşı temyiz yoluna başvurmayan davacılar yönünden Kurum yararına oluşan usulü kazanılmış hak olgusu da dikkate alınmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu;
a- Yazılı şekilde hüküm kurulması,
b- Davanın yasal dayanaklarından olan 6183 s. Kanunun 58'inci maddesinin 5'inci fıkrasında, itirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu tutardaki kamu alacağının %10 zamla tahsil edileceği belirtilmiş olup, davacının itirazının kısmen haksızlığının belirlenmesi karşısında, alacaklı davalı Kurum yararına, ödeme emrine ve davaya konu olup reddedilen tutarın %10'u oranında haksız çıkma tazminatına karar verilmesi gerekirken, anılan istemin üstü örtülü olarak reddedilmesi,
c- Konusu belli bir değerle ilgili olan davada, kısmen red nedeniyle vekil temsil olunan davalı Kurum yararına hüküm altına alınan avukatlık ücretinin nispi yerine maktu olarak belirlenmesi,
d- Davanın kısmen kabulüne karar verilmesine karşın, yargılama giderlerinin taraflar arasında haklılık paylarına göre paylaştırılmayarak tümünün davalı Kuruma yüklenmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 03.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy