(2709 S. K. m. 17) (5510 S. K. m. 21) (506 S. K. m. 26) (4857 S. K. m. 77) (1136 S. K. m. 164) (1086 S. K. m. 283) (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü m. 2)
Dava: Davacı, işkazası sonucu vefat eden sigortalının haksahiplerine yaptığı sosyal sigorta yardımları nedeniyle uğradığı zararın tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, tarafların avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşılıp Tetkik Hakimi M. A. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesindeki; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir. düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin, anılan Yasada, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı ve genel olarak Yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı sonucu olarak davanın yasal dayanağının 506 sayılı Yasanın 26. maddesi olduğu belirgindir.
506 sayılı Yasanın 26. maddesindeki; İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve işgüvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya haksahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22. maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı (Anayasa Mahkemesinin 23/11/2006 tarihli ve E:2003/10 K2006/106 sayılı Kararı ile bu fıkrada geçen sigortalı veya haksahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere bölümü iptal edilmiştir.) Kurumca işverene ödettirilir.
İş kazası veya meslek hastalığı, 3. bir kişinin kasıt veya kusuru yüzünden olmuşsa, Kurumca bütün sigorta yardımları yapılmakla beraber zarara sebep olan 3.kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara Borçlar Kanunu hükümlerine göre rücu edilir. düzenlemesine göre; davaya konu iş kazasında kusurlu olanlar; davacı Kurumun rücu alacağından kusurları karşılığı sorumludur.
Anayasanın 17. maddesinde yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde, iş ve sosyal güvenlik mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
Kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat hükümleri; işyerleri ve eklerinde bulunması gereken sağlık şartlarını, kullanılacak alet, makineler ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek hastalıklara engel olarak alınacak tedbirleri, aynı şekilde işyerinde iş kazalarını önleme k üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu belirtmektedir. Burada amaçlanan; işvereni, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin tamamını almaya zorlayarak, yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin vücut tamlığı ve yaşama hakkinin önündeki tüm engellerin giderilmesidir.
Kusur raporlarının 506 sayılı Yasanın 26., 4857 sayılı Yasanın 77. ile İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd. maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.
4857 sayılı Yasanın 77. maddesi; İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır. İşkazasının meydana gelmesinde etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.
Somut olayda; kömür ocağının zararlı ve zehirli gaz birikimi olan başyukarı bölgesinde meydana gelen iş kazası sonucu sigortalının vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Eldeki iş kazasına ilişkin olarak; Ocakta zararlı gaz ölçümü yaptırılarak miktarlarının tehlikeli sınırlara ulaşmasının önlenmesi, bunun için gerekli cihazların hazır bulundurulması; terk edilen bir kısım, eğer iyi havalandırılmıyor ve hele iş kazası olan yerdeki gibi Ocak havasının çıkışı yani nefeslik olarak kullanılan yere yakın ise mutlaka iyice kapatılması ve sigortalıların girip çıkmalarının önlenmesi, insan geçemeyecek ancak hava akımını kesmeyecek bir kilitli kapı ile tedbir alınması; çalışmanın bittiği yerlerle terk edilmiş katların, çalışılan yerlerden ve hava yollarından topuk veya gaz sızdırmaz barajlarla ayrılması, buna olanak yoksa, buralardan gelecek pis hava, en kısa yoldan nefesliğe verilerek dışarı atılması, buraların nezaretçilerce her vardiyada denetlenmesi ve zararlı ve zehirli gazlardan korunmaları için sigortalılara verilen uygun maskenin kullanılmasının sağlanması gereklidir.
Tüm bu önleyici tedbirlerin alınmadığı, iş güvenliği önlemlerini alma, kişisel güvenliğini sağlama konusunda inisiyatifin tek başına sigortalıya bırakıldığı, çalışılan ortam nedeniyle oluşan tehlikeler konusunda yeterli bilgi verilmediği görülmektedir Aksi bir düşünce, sigortalının, öldürücü etkisi sabit olan bir ortama bilerek ve isteyerek girdiği sonucunu doğurur ki, bu durum, yaşam deneyimlerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmez.
İşçi sağlığı, iş güvenliği ve yapılmakta olan iş nedeniyle sigortalının eğitimi, bir kısım mevzuat hükümlerini içerir belgelerin kendilerine verilmesini değil, eylemli olarak, bu bilgilerin aktarımı ve öneminin kavratılması ile sağlanabilir. Eğitimden sonraki aşama ise, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili önlemlerin alındığının ve uygulandığının denetlenmesidir.
İşverenler tarafından iş güvenliği açısından hayati öneme haiz bulunan önlemler alınıp, gerekli araç ve gereçlerin kullanılması sağlandığında, işkazası meydana gelme olasılğının tamamen ortadan kaldırılabileceği yadsınamaz bir gerçektir. Her halde sigortalının aynı işi uzun yıllardır yapıyor olması da, işvereni tüm bu yükümlülükleri almaktan bağışık hale getiremez.
Davalı işverenin, kazalı sigortalıyı, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yeterli derecede eğitmediği, çalışma usul ve esasları konusunda da; yeterli önlem almadığı, denetim ve gözetim sağlamadığı, bu doğrultuda uygun kişisel koruyucu ve aletleri kullanımına sunmadığı görülmekte olup, tüm bu nedenler, davaya konu işkazasının meydana gelmesinde ağırlıklı (baskın) kusurun işverene ait olduğunugöstermektedir.
Yapılan açıklamalar çerçevesinde, işkazasının olduğu işkolunda iş güvenliği ve işçi sağlığı konularında uzman kişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığı ile yukarıda açıklanan yönteme uygun olarak kusur incelemesinin yapıldığı ve davalıların gerçek kusur oran ve aidiyetlerinin belirlendiği rapor alındıktan sonra yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, açıklanan yasal düzenlemelere aykırı olduğu belirgin olan bilirkişi raporu dayanak alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2-) Kabule göre; karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3. maddesindeki, Müteselsilen sorumlu olanlar aleyhine açılan davanın reddine, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur. düzenlemesi ihlal edilerek; ret sebebi aynı olan davalılar lehine tek bir avukatlık ücreti yerine ayrı ayrı avukatlık ücretine karar verilmiş olması; aynı Tarifenin 12. maddesindeki Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, ... tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. düzenlemesi ihlal edilerek, konusu para olan davada nispi avukatlık ücreti yerine, maktu avukatlık ücretine karar verilmiş olması, isabetsiz bulunmuştur.
O halde, taraflar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 26.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy