(1479 S. K. m. 45) (5510 S. K. m. 96, 97)
Dava: Dava, icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi E. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı Kurum, davalının yaşlılık aylığı almakta iken aynı zamanda babasından ölüm aylığı aldığının belirlendiğini, 01.09.1992-15.10.2006 tarihleri arasında yersiz ödenen aylıkların tahsili için icra takibine girişildiğini, icra takibine davalının itirazı ettiğini, davalının itirazın yerinde olmadığını ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
1479 sayılı Kanun eşe ve çocuklara, anne ve babaya tahsis yapılmasını öngören 45. maddesinin (C) bendinin, 24.07.2003 tarih 4956 sayılı Kanun ile değiştirilmesinden önceki halinde
geçimini sağlayacak başka bir geliri olmamak koşulu ile yaşları ne olursa olsun evlenmemiş kız çocuklarının her birine.. ifadeleri kullanılmış iken maddenin değişiklikten sonraki metninde; ...bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları Kapsamında çalışmayan, bu kanunlar Kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan veya yaşları ne olursa olsun çalışamayacak durumda malul olan çocuklarla, yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve bu Kanun ile diğer sosyal güvenlik kanunları kapsamında çalışmayan, bu kanunlar kapsamındaki çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan kız çocuklarının her birine... ifadeleri kullanılarak maddenin içeriği değiştirilmiştir.
Dava konusu somut uyuşmazlıkta; davacının 506 sayılı Kanun kapsamındaki çalışmaları ile Garanti Bankası A.Ş' de geçen çalışmalarından dolayı 01.01.1981 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı ve sağlık yardımı aldığı, daha sonra 02.04.1981 yılında babası A. F. Ş.'ın yaşamını yitirdiği ve sonrasında yaptığı başvuru sonucu 05.03.1991 tarihinde kendisine babasından ölüm aylığı bağlandığı belirgindir. Kurum tarafından aylık bağlama işlemi sırasında ve daha sonraki tarihlerde yapılan sorgulama işlemleri sırasında verilen imzalı beyan dilekçelerinde, davacının başka bir yerden aylık almadığını, çalışmadığını, başkaca gelir olmadığını beyan ettiği anlaşılmaktadır. Ancak Kurum, Nisan 2006'da yaptığı incelemelerde, davalıya 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetleri ile Garanti Bankası A.Ş' geçen hizmetleri birleştirilerek 01.01.1981 tarihinde yaşlılık aylığı bağlandığını tespit etmiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, davalıya ödenen aylığın yersiz olduğu belirlendikten sonra, davacıya babasından ölüm aylığının bağlandığı tarihte kendi çalışmalarından dolayı bağlanan aylığın geçimini sağlayamayacak miktarda olduğu sonucuna varılarak sadece 1479 sayılı Kanun'un 45/c maddesinin değiştirildiği 02.08.2003 tarihinden sonraki ödenen aylıkların yersiz olduğuna hükmedilmiştir.
Mahkemece 02.08.2003 öncesi için geçimini sağlamaya yetme olgusuna dayanılması yerindedir. Ancak bu konuda herhangi bir araştırma yapılmadan, dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden yararlanılmak suretiyle davacının aldığı yaşlılık aylığının, geçimini sağlamaya yetmeyeceği sonucuna varılması isabetli değildir. 02.08.2003 öncesi için zabıta marifetiyle davalının sosyal ve ekonomik durumu araştırılmalı, dava konusu dönemde davalının aldığı yaşlılık aylığı miktarı belirlenmeli, başkaca geliri ve mal varlığı olup olmadığı araştırılmalı yeterli kanaat oluşturulduktan sonra sonucuna göre karar verilmelidir.
Mahkemece yukarıda anılan belirleme yapıldıktan sonra davacı Kurumun geri isteyebileceği ödemelerin hangi sürelerle sınırlandırılabileceği açıklığa kavuşturulmalıdır. 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Yersiz ödemelerin geri alınması başlıklı 96. maddesinin birinci fıkrasında ise, Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamında ki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. hükmü öngörülmüştür. Anılan Kanunun geçici maddelerinde, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğine işaret eden herhangi bir kural da bulunmadığından, sonuç olarak söz konusu 96. madde düzenlemesinin, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklarına ilişkin süregelen uyuşmazlıklara uygulanması zorunlu olduğu gibi, bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63'üncü maddesinin de göz önünde tutulması gerekmektedir. Bilindiği üzere, iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacaktır. Buna karşın; zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacağında kuşku bulunmamaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki; 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, zamanaşımı hükmü olarak tanım ve yorumlanması olanaksızdır. Maddede genel hükümlere yollamada bulunulması ve Kanunun 97. ve diğer maddelerinde fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağı yönünden düzenlemeye yer verilmemiş olması, fazla ve yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağına ilişkin zamanaşımı konusunun genel hükümlerden hareketle çözümünü zorunlu kılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davacının tahsis talebinde bulunduğu tarihte, aylık aldığı halde bunu kuruma bildirmediği ve açıkça almadığını beyan ettiği belirgin bulunmakla yersiz ödenen ölüm aylıklarının yasal faiziyle birlikte Kurumca geri alınabileceği açıktır. Davacının kasıtlı ve kusurlu hareketi ile hatalı işlem yapıldığından, (a) bendi kapsamında, tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, 96. madde hükmüne göre tahsil edilmelidir. Yine itirazın iptali niteliğindeki işbu davada icra inkar tazminatı istemine yönelik olarak da, hak edilmemesine karşın her ay kendisine ödenen aylık tutarının davalının herhangi bir hesaplamaya gerek olmaksızın bilebilecek durumda olduğu ve dolayısıyla alacağın likit nitelikte bulunduğu gerçeği dikkate alınmalıdır.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy