(2004 S. K. m. 67) (506 S. K. m. 68) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Dava, yersiz ödenen aylıkların tahsili istemiyle yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün davacı kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Meral Yıldırım tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Davalı, annesi Ü. K.'nun ölümü üzerine, 506 sayılı yasanın 68. maddesi gereğince 23/11/1997 itibariyle ölüm aylığı almaya başlamış olup, ancak davalının ölüm aylığı bağlandığı tarih itibariyle sigortalı olarak çalışmakta olduğu ve sigortalı hizmet dökümüne göre, 01/04/2001-01/08/2001 tarihleri hariç olmak üzere, 23/11/1997 tarihinden aylığın kesildiği 21/7/2006 tarihine kadar aralıksız çalıştığı anlaşılmaktadır. Kurum, bu döneme ait yersiz ödenen aylıkların tamamını icra takibi ile birlikte geri istemiştir.
Mahkemece, davalının 01/04/2001-01/08/2001 tarihleri arasında çalışmaması ve bu 4 aylık dönem yönünden aylık bağlanma koşulları oluşması ve bu nedenle ödenen aylıkların istirdatı talep edilemeyeceğinden, bu dönem için istemin reddine karar vermek gerekirken, davalının 01/04/2000-01/08/2000 tarihleri arasında çalıştığı halde, hatalı hesap bilirkişisi raporuna itibar ederek çalışılan süreye ilişkin istemin reddine karar verilmesi isabetsiz ise de, davalının temyizi bulunmadığından bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Öte yandan, davacı kurumun icra inkar tazminatına ilişkin istemin reddi usul ve yasaya aykırıdır.
Davanın yasal dayanaklarından olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67. maddesinin ikinci fıkrasında "Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; ... diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, ... hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkum edilir" hükmü öngörülmüştür. Buna göre, itirazın iptali davalarında icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, diğer koşulların yanında takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Alacağın gerçek tutarının belli ve sabit olması durumunda veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için alacağın tüm unsurları bilindiği ya da bilinebilecek durumda olduğu takdirde likit bir alacaktan söz edilebilir. Başka bir anlatımla, alacağın likit nitelikte olduğunun kabulü için borçlu tarafından borç tutarının araştırılarak belirlenmesi olanağının varlığı aranmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, asıl alacağın, davalıya yersiz ödenen aylıklar toplamından oluştuğu, gerek icra takibi, gerekse dava tarihi itibarıyla varlığı ve tutarının belli ve sabit, dolayısıyla alacağın likit nitelikte olduğu belirgin bulunduğundan, takibe haksız olarak itiraz eden davalı borçlunun davacı alacaklı Kurum yararına hüküm altına alınan asıl alacak tutarının %40'ı oranında tazminatla sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu anılan istemin reddi yönünde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu aykırılığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
Sonuç: Hükmün 1 numaralı bendinde yer alan icra inkar tazminatı isteminin reddine sözcüklerinin çıkarılarak yerine Hüküm altına alınan 18677,36 TL asıl alacak üzerinden %40 oranına göre hesaplanan 7470,94 TL. icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacı Kuruma verilmesine sözcüklerinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 15.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy