(1479 S. K. Ek m. 7) (818 S. K. m. 63)
Dava: Davacı, sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi nedeniyle 4.474,85 TL Kuruma borçlu olmadığının tespitine, ölüm aylığından bu nedenle kesinti yapılmasına dair Kurum işleminin iptaline ve yapılan kesintilerin yasal faizi ile iadesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H.K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Sigortalı H. A.'ın 25.12.1989 tarihinde vefatı nedeniyle 01.01.1990 tarihinde ölüm aylığı bağlanan davacıya, 01.12.1994 tarihinde itibaren de yaşlılık aylığı bağlandığı, her iki aylığının da, sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi ilave edilerek ödendiği, davalı Kurumca, sadece bir aylık için sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi ilave edilerek ödeme yapılması gerektiğinden bahisle, 01.01.2003-31.12.2007 tarihleri arasında yapılan fuzuli ödemenin faizi ile birlikte tahsilinin temini için davacının ölüm aylığından kesinti yapılmaya başlandığı, iş bu dava ile davacının Kurum işleminin iptali ile yapılan kesintilerin faizi ile iadesini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Sosyal yardım zammı yönünden davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Kanunun Ek 7. maddesinin 3. fıkrasında; sosyal güvenlik kanunlarına göre bağlanan iki ayrı aylığı birlikte alanlara, 1479 sayılı Kanuna göre ayrı ayrı bağlanan iki aylığı birlikte alanlara veya iki sigortalıdan da ayrı ayrı ölüm aylığı alan hak sahiplerine bunlardan yalnız birisi için sosyal yardım zammı ödeneceği öngörülmüştür.
Sosyal destek ödemesi yönünden ise; davanın yasal dayanağı, 15.01.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 01.01.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4784 sayılı Kanundur. Anılan kanun uyarınca; 506, 2925, 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre gelir ve aylık almakta olanlara 01.01.2003-31.12.2003 tarihleri arasında, genel bütçeden karşılanmak üzere, almakta oldukları aylık ve gelirlere ilave olarak sosyal destek ödemesi yapılması için düzenleme getirilerek, bu ödemenin miktar, usul ve esaslarını belirlemek ve belirtilen kanunlar uyarınca aylık ve gelir tutarlarına göre aylar itibariyle farklılaştırmak için Bakanlar Kuruluna yetki verilmiştir. Bakanlar kurulu tarafından, 4784 sayılı Kanunla verilen yetkiye istinaden, 15.01.2003 tarihinde 2003/5145 sayılı karar ile 1479 ve 2926 sayılı Kanuna göre, gelir ve aylık almakta olanlara yapılacak ödemelerin esasları belirlenmiş olup, Bakanlar Kurulu Kararının 3. maddesinde; 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara göre iki aylığı birlikte alanlara bu aylıklardan birisi için sosyal destek ödemesi yapılacağı öngörülmüştür.
Açıklanan yasal düzenlemeler karşısında; 1479 sayılı Kanuna göre ayrı ayrı bağlanan iki aylığı birlikte alan davacıya, bunlardan yalnız birisi için sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi ödeneceği uyuşmazlık konusu olmayıp, uyuşmazlık; davacının yersiz olarak aldığı sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesinin talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Davaya konu alacak, sebepsiz zenginleşmesinden kaynaklanmakta olup, sebepsiz zenginleşen kişi, malvarlığında sebepsiz yere meydana gelen artışı iade ile yükümlüdür. İade yükümlülüğünün konusu ve kapsamı ise BK. 63. maddede hükme bağlanmıştır. Bu maddeye göre; Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun istirdadı zamanın da elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği miktar nispetinde red ve iade ile mükellef değildir. Şu kadar ki kabız, o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış yahut onu elden çıkarır iken bilahare red ve iadeye mecbur olacağına vakıf bulunmuş olursa red ve iadeye mecburdur. Görüldüğü gibi, maddede, iade borcu zenginleşen kişinin iyi veya kötüniyetli olmasına göre farklı şekilde ele alınmıştır.
Haklı bir sebebe dayanmaksızın zenginleşen kimse kötüniyetli ise, iade borcu zenginleşmenin tamamını kapsar. Diğer bir ifadeyle, kötüniyet halinde iade borcu, geri verme zamanındaki zenginleşme miktarıyla sınırlı değildir. Anılan maddeye göre, sebepsiz zenginleşen kimse o şeyi kötüniyetle elden çıkarmış veya onu elden çıkarırken sonradan geri vermek zorunda kalacağını bilmek durumunda ise, iadeyle yükümlüdür. Zenginleşmeyi iade edeceğini ve dolayısıyla zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmadığını bilen veya gerekli özeni gösterdiği takdirde bilebilecek durumda olan kişi, kötüniyetli zenginleşen konumundadır.
1479 sayılı Kanunun Ek 7. ve 5145 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında; ayrı ayrı bağlanan iki aylığı birlikte alana, bunlardan yalnız birisi için sosyal yardım zammı ve sosyal destek ödemesi ödeneceğinin açıkça hüküm altına alınmış olması karşısında, davacının zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmadığını, geri vermekle yükümlü olduğunu bilecek durumda olduğunun kabulü gerekir. Her iki dosyanın Kuruma ait olması nedeniyle, Kurumun denetim görevi yerine getirmediği ve fuzuli ödemenin Kurumun hatasından kaynaklandığından bahisle, davacının iyiniyetli olduğunun kabulü ise mümkün değildir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirilerek; hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy