(2926 S. K. m. 2, 3, 6, 9, 10, 36) (1479 S. K. m. 53) (1086 S. K. m. 185, 187, 208, 389) (5502 S. K. m. 36) (506 S. K. m. 79)
Dava: Davacı vekili; kendi adına ve hesabına bağımsız olarak sürdürülen tarımsal faaliyete ve 2926 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 36 ncı maddesi ile 1479 sayılı Kanunun 53 üncü maddesi gereğince Bakanlar Kurulu kararına göre ürün bedelleri üzerinden gerçekleştirilen prim kesintilerine (tevkifatlara) dayalı olarak davacının, 01.01.1987 tarihinden itibaren 2926 sayılı Kanun Kapsamında zorunlu tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, istek aynen hüküm altına alınmıştır.
Hükmün, davalı SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Tolga Özmen tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1987 yılının Şubat ayında düzenlenen giriş bildirgesi üzerine davalı Kurumca 01.01.1987 günü itibarıyla tescili gerçekleştirilen davacının, anılan sigortalılığının 2006 yılının Ekim ayında tesis edilen işlemle, aile reisi olmadığı ve prim ödemesinde bulunmadığı gerekçesiyle iptal edildiği, davacının Tarım Kredi Kooperatifi ortaklığının bulunmadığı, Tapu Sicil Müdürlüğü cevabına göre, 2001 yılında edindiği toplam 6.904,76 m2 yüzölçümünde on iki adet tarlaya sahip olduğu anlaşılmaktadır.
2926 sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre; kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın tarımsal faaliyetlerde bulunanlar tarım Bağ-Kur sigortalısı sayıldıkları gibi, 6 ncı madde hükmü gereğince; bu kişilerin sigortalılıkları, tarımsal faaliyetlerine son verdikleri tarihte veya diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamına tabi bir işte çalışmaya başladıkları tarihten bir ün önce sona ermektedir. Bununla birlikte, 5 inci maddede açıklanan sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı hükmü, 9'uncu maddede yer alan Kurum'un resen tescil yükümü ile birlikte gözetildiğinde, tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmaya ara vermesi nedeniyle zorunlu sigortalılığı sona erdirilen bir kişinin, tarımsal faaliyetine yeniden başlaması üzerine sigortalılığının da devam ettirilmesi gerekmektedir. Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendinde; tarımsal faaliyetin, kendi mülkünde, ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde veya kamuya özgü yerlerde kendi adına ve hesabına yapılabileceği belirtilmiş olup, sigortalıların tescil işlemlerinde esas alınması gereken kayıtlar 10 uncu maddede açıklanmıştır. Zorunlu tarım Bağ-Kur sigortalılığının temel koşulu, kendi adına ve hesabına bağımsız gerçekleştirilen tarımsal faaliyet olgusu olduğundan, anılan faaliyetin bulunmadığı/kesintiye uğradığı sürelere yönelik olarak ilgilinin sigortalılığından söz edilemeyeceği de açıktır.
İnceleme konusu davada mahkemece yürütülen yargılama sonunda istem kabul edilmiş ise de, toplanan kanıtlar hüküm vermeye elverişli değildir. Bu bakımdan; gerçekleştirildiği ileri sürülen tarımsal faaliyete ilişkin olarak, yukarıda anılan Kanun maddeleri çerçevesinde gerekli inceleme ve araştırma yapılarak; öncelikle 1995, 1996, 2006 yıllarında çeşitli işverenlere satılan ürün bedelleri üzerinden tevkifatların yapıldığı yönündeki davacı vekili iddiasına açıklık getirilip bu konuda gereken bilgi ve belgeler toplanmalı, sonrasında, davacının sahibi olduğu veya kullandığı tarıma elverişli taşınmaz/taşınmazlar hakkındaki bilgi ve belgeler ilgili kurum ve kuruluşlardan getirtilmeli, davacının nerede oturduğu, tarımsal faaliyetini kendi mülkünde mi, miras yolu ile elde ettiği mülkte mi, yoksa ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde mi sürdürdüğü, faaliyetine ara verip vermediği, kuraklık ve doğal afet gibi olaylara maruz kalıp kalmadığı, traktörü ve hayvanı olup olmadığı, hangi tür ürünler ektiği, yılda ne kadar ürün elde ederek bunu nasıl değerlendirdiği, ortalama yıllık gelir tutarı ve bunun geçimini sağlamaya yetip yetmediği, İlçe Jandarma Komutanlığı araştırması yapılarak saptanmalı, bu konularda, söz konusu dönemde görev yapan muhtar Ve azaların tanık sıfatıyla bilgi ve görgüsüne başvurulmalı, davacının eşinin hangi meslek sahibi olduğu ve uğraş alanı, davacının 10 uncu maddede belirtilen diğer meslek kurum ve kuruluşlarına üye olup olmadığı, kooperatif veya bankalardan tarımsal amaçlı kredi kullanıp kullanmadığı belirlenmeli, böylelikle tarımsal faaliyetin kesintisiz sürdürülüp sürdürülmediği olgusu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açığa çıkarılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin aynen hüküm altına alınması isabetsizdir.
Ayrıca kabule göre; dava açılmasının maddi hukuk ve usul hukuku bakımından sonuçları, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 185, 187 ve 202. maddelerinde düzenlenmiş olup, usul hukuku yönünden doğurduğu sonuçlardan biri, Kanunda açıkça belirtilmemekle birlikte, her davanın açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanmasıdır. Bir başka anlatımla istem, dava tarihi itibarıyla varolan gerçekleşmiş hakları konu almalı, hüküm de, uyuşmazlığın başladığı tarihten davanın açıldığı güne kadar gerçekleşmiş olayları içermelidir. Aksi durum, özel ve geçerli bir neden bulunmadıkça, yukarıda anılan Kanunun 389 uncu maddesinde öngörülen ilkelere aykırılık oluşturur. Bu bakımdan; inceleme konusu dava yönünden davacı davanın açıldığı güne kadarki dönem yönünden tespit isteminde bulunabileceğinden, sigortalılık süresi hüküm altına alınırken mahkemece dava tarihi ile sınırlandırma yapılmaması hatalı olduğu gibi; 20.05.2006 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununun 36 ncı maddesi hükmüne göre; ilgili kanunlarda yer verilmemiş olsa dahi, Kurumun taraf olduğu davalar, icra kovuşturmaları ile ilamların harçlardan bağışık olduğu göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, davalı Kurumun harç tutarlarından sorumluluğu yönünde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16.04.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy