(4857 S. K. m. 77)
Dava: Davacı, iş kazası sonucu yaralanan sigortalıya yapılan ödemelerin 506 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
Karar: Maden ocağında, tarama yapılması ve tahkimat yenilenmesi için görevlendirilen işçinin, eldivensiz olarak çalıştığı ve yaklaşık 2 metre uzunluğundaki sivriç ile bağ yeri açmak üzere tavandaki ezik kısımdan taşları düşürmek istediği sırada, tavandan düşen taşın sağ el işaret parmağına isabet etmesi şeklinde gerçekleşen işkazası nedeniyle açılan rücu davasında; olayda %25 kaçınılmazlık, %75 sigortalının kusurlu olduğu sonucuna varan bilirkişi raporu, hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanununun 77. maddesi gereğince işveren işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar.
İşçinin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, bu tedbirin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin böyle bir tedbirin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işveren, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçinin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı taktirde gerekmeyeceği gibi bir düşünce ile almaktan çekinemeyecektir.
Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı, işverenin önlem alma ödevini etkilemez. İşveren, iş disiplinini sağlamak, çalıştırdığı sigortalının beden ve ruh tamlığını korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak, uygulatmak ve denetlemekle yükümlüdür.
Öte yandan; kusur oranlarının saptanmasında, ihlal edilen mevzuat hükümleri belirlenirken, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkatinde neler olduğunun eksiksiz bilinmesinde, kusur raporuna ve dava dosyasına yansıtılmasında yasal zorunluluk vardır.
Mahkemece; işçilerini tehlikelere karşı bilinçlendirmeyen, iş disiplinini sağlamayan, iş güvenliği malzemelerinin kullanılması yönünde denetim ve gözetim yükümlüğünü yerine getirmeyen işverenin, olayda kusurlu olduğu gözetilmek suretiyle, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişi heyetinden, iş güvenliği mevzuatı hükümlerini ayrıntılarıyla gösteren, kusur oran ve aidiyeti konusunda rapor alındıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy