(506 S. K. m. 2, 6, 79)
Dava: Yersiz ödenen yaşlılık aylıklarının geri alınması istemine ilişkindir.
Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. A. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davacı Kurum avukatının, malullük aylığı alırken 24.07.2005-23.03.2006 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kapsamında çalışması nedeniyle, anılan dönemde ödenen yaşlılık aylıklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istediği davada; işe giriş bildirgesindeki imzanın davalı eli ürünü olmaması nedeniyle, davalının çalışmadığı sonucuna ulaşılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece kurulan hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayanmaktadır. Zira, işe giriş bildirgesindeki sigortalı imzasının davalının eli ürünü olmaması davacının çalışmadığı anlamına gelmez.
Davanın yasal dayanaklarından birisi, 506 Sayılı Yasanın 79/10. maddesidir. Anılan Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de, göz önünde bulundurulmalıdır.
506 sayılı Yasanın 2. maddesinde tanımını bulan sigortalı tabiri, bir hizmet akdine dayalı olarak işveren tarafından çalıştırılan kişi olup, hizmet akdinin temel unsuru, zaman ve bağımlılıktır. Başka bir deyişle, davacı belirli bir zaman içinde işverene bağımlı olarak çalışıyor ve emeğini işverene tahsis ediyor ise, bu durumda aralarındaki ilişki bir hizmet akdi ilişkisidir.
Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen ilkeler ışığında, davacının çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; öncelikle, davalının özlük dosyası celbedilerek dava konusu dönemde Kuruma bildirilen çalışmaları eksiksiz belirlenmeli; sonrasında davalı işyerinin dava konusu dönem bordroları celbedilerek, bordrolarda kayıtlı kişilerle, işverenin beyanlarına başvurulmalı, dava konusu uyuşmazlık bunların beyanlarıyla açıklığa kavuşturulamazsa; zabıta aracılığıyla, aynı yörede komşu ve benzeri işleri yapan başka işverenler ile, bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olanlar saptanmalı, bu kişilerin re'sen tanık sıfatıyla dinlenmeleri suretiyle, dava konusu dönemde davalının hizmet akdiyle çalışıp çalışmadığı açıklığa kavuşturulmalı; davacının kayıtlarda gözüken çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçtiği ya da Kuruma bildirildiği hususu gereğince yeterince araştırılmalı, işyerinin kapsamı kapasite ve niteliği nazara alınmalı, böylece, bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy