(506 S. K. m. 12, 24, Ek. m. 46) (4958 S. K. m. 35, 53) (2022 S. K. m. 1) (1086 S. K. m. 74, 388, 389)
Dava: Davacılar vekili; sigortalı oğullan üzerinden davacılara, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (devredilen Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı) tarafından emekli maaşı bağlanması veya nakdi ödeme yapılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini talep etmiş, son oturumda ise isteminin aylık ve gelir bağlanmasına yönelik olduğunu açıklamıştır.
Karar: Mahkemece dava kısmen kabul edilerek, davacılara 01.09.2003 tarihinden geçerli olmak üzere aylık (gelir) bağlanması gerektiğinin tespiti yönünde hüküm kurulmuştur.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Tolga Özmen tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
02.11.1998 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu, davacıların çocuğu olan sigortalının bekar olarak yaşamını yitirmesi üzerine sigorta müfettişince yapılan soruşturma sonrası düzenlenen 24.03.2000 günlü teftiş raporuyla davacı anne ve babanın ölüm gelirine hak kazanmadıklarının belirlendiği, 31.05.2005 tarihinde gelir tahsis başvurusunda bulunan davacıların istemlerinin davalı Kurumca reddedilmesi üzerine iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun Ana ve babaya gelir bağlanması başlığını taşıyan 24'üncü maddesinin birinci fıkrası, Sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının %70'inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde, geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ana ve babasına gelir olarak verilir. Ancak bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının %70'inin dörtte birini geçemez. hükmünü içermekte iken 06.08.2003 günü yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 35'inci maddesi ile fıkrada yer alan geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ibaresi, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan biçiminde değiştirilmiş; ayrıca, 4958 sayılı Kanunun 53'üncü maddesi ile 506 sayılı Kanuna eklenen ek 46'ncı madde ile; bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra ölen sigortalıların anne ve babalarına bağlanan gelir ve aylıkların sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmaya başladıkları veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere, buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almaya başladıkları tarihi izleyen ödeme dönemi başından itibaren kesileceği yönünde düzenleme yapılmıştır.
Bu aşamada; anılan yasal değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşen ölümlerde, hak sahibi anne ve/veya babaya gelir bağlanabilmesi için hangi koşulların aranması gerektiği üzerinde durulması gerekmekte olup, uyuşmazlığın çözümü, sosyal güvenlik hukukunun niteliğinin irdelenmesi ile birlikte kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların incelenmesini de zorunlu kılmaktadır. Kanunların geriye yürümesi konusunda mevzuatımızda genel bir düzenleme olmadığı gibi; konu ile ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.10.2004 gün ve 528/533 sayılı ilâmında da açıkça belirtildiği gibi, kural olarak; her kanun, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren derhal hukuksal sonuçlarını doğurmaya başlar ve bu tarihten sonra meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır. Bu kuralın doğal sonucu da, kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilemeyeceği, başka bir anlatımla geriye yürümeyecekleridir. Genel kural bu olmakla beraber; kamusal nitelikteki sosyal güvenlik hukukunda, süregelen uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış hukuki durumlara yeni kanun veya düzenleyici kural derhal yürürlüğe girme niteliği nedeniyle uygulanmalı ve hukuki sonuçlarını doğurmalıdır. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi ve onlar üzerinde hukuki sonuç doğurmaması ise kazanılmış hakları saklı tutma amacı taşımaktadır. Kanunların zaman yönünden uygulanmalarında söz konusu temel kural ortaya konulduktan sonra önemle belirtilmelidir ki; uyuşmazlığın dayanağını oluşturan inceleme konusu 4958 sayılı Kanunda yürürlüğe ilişkin özel bir düzenlemenin bulunmaması ve anılan Kanunla 506 sayılı Kanuna eklenen Ek 46'ncı maddenin bir yürürlük maddesi olmayıp, sadece, bağlanan ölüm gelirinin kesilmesi yönünden bir düzenleme içermesi karşısında, sosyal güvenlik kurallarının tanımlanan niteliği nedeniyle, sonuç olarak, 24'üncü maddeyle ilgili görülmekte olan davalardaki uyuşmazlıklarda her iki düzenlemeden ana ve baba yararına olan düzenlemenin uygulanması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.04.2005 gün ve 2005/10-183 Esas, 2005/241 Karar numaralı ilamında da aynı görüş benimsenmiştir.
Diğer taraftan; 506 sayılı Kanunun Zamanaşımı ve hakkın düşmesi başlıklı 99'uncu maddesinin birinci fıkrasında; bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan gelirin, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl içinde istenmezse zamanaşımına uğrayacağı, bu durumda olanların gelirlerinin, yazılı istek gününü izleyen aybaşından itibaren başlayacağı belirtilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; mahkemenin, sözü edilen yasal değişikliği gözeten yaklaşımı yerinde ise de, bu konuda yeterince inceleme yapılmadığı belirgindir. Bu bakımdan; davacılar yönünden 24'üncü maddede yer alan, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmama veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almama koşullarının gerçekleşip gerçekleşmeği yönünde yöntemince araştırma yapılmalı, iş kazası sonrası davacıların tahsis başvurularına ilişkin tüm bilgi ve belgeler Kurumdan getirtilmeli, zamanaşımı ve gelir başlangıcı konusu, 99'uncu madde hükmü de dikkate alınarak irdelenmeli ve elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Ayrıca 506 sayılı Kanunun 12'nci maddesinde; iş kazaları ile meslek hastalıkları halinde sağlanan sigorta yardım türü, sigortalının ölümünde hak sahiplerine gelir bağlanması olarak açıklanmış, 24'üncü madde başlığı Ana ve babaya gelir bağlanması olarak düzenlenmiş, anılan madde içeriğinde gelir terimine yer verilmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 388'inci maddesinin son fıkrasında ise; yargılama sonunda kurulan hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz yinelenmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, kuşku ve duraksama uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu belirtilmiş, 389'uncu maddesinde de, mahkemece verilen karar ile iki tarafa yüklenen görev ve tanınan hakların kuşku ve duraksamaya yol açmayacak surette oldukça açık yazılması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır. Mahkeme hakimi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 74'üncü maddesi gereğince istemle bağlı ise de, davacı tarafın taleplerinin hukuki nitelendirmesi kendisine düşen görevdir ve taraflar arasında çekişme konusu yapılan, konularda yasal mevzuat süzgecinden geçirmeden hüküm kuramaz. Bu bakımdan kabule göre; eldeki davada, mahkemece oluşturulan hüküm fıkrasında davacılara bağlanması gereken sosyal sigorta yardımı belirtilirken gelir ile birlikte uzun vadeli sigorta kolları yönünden uygulama olanağına sahip aylık sözcüğüne de yer verilerek yukarıda anılan düzenlemelere aykırı ve hükmün yerine getirilmesi aşamasında kuşku ve duraksamaya yol açıcı nitelikte karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.11.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy