(6762 S. K. m. 468) (743 S. K. m. 77/A) (4721 S. K. m. 110) (506 S. K. m. 128, 134, Geç. m. 20) (5521 S. K. m. 1) (4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun Uygulanmasına İlişkin 2 Nolu Tebliğ Ek 1) (YHGK 20.12.2006 T. 2006/18-820 E. 2006/810 K.)
Dava: Davacı, eksik ve hatalı hesaplanan tasfiye payının düzeltilerek, tasfiye gününden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği biçimde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hatice Kamışlık tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 29/6/1956 gün ve 6762 sayılı Türk Ticaret Yasasının Müstahdem ve işçiler lehine yardım akçesi başlıklı 468. maddesi hükümü uyarınca; Esas mukavelede şirketin müstahdem ve işçileri için yardım sandıkları ve diğer yardım teşkilatı kurulması ve idamesi maksadiyle akçe ayrılması derpiş olunabilir. Yardım maksadına tahsis edilen para ve sair mallar, şirket mallarından ayrılarak bunlarla Medeni Yasa hükümleri dairesinde bir tesis (vakıf) meydana getirilir.
13/7/1967 gün ve 903 sayılıYasanın 1. maddesiyle 743 sayılı Türk Yasası Medenisi'ne eklenen İstihdam Edilenlere ve İşçilere Yardım Vakıfları başlıklı 77/A maddesi ile getirilen düzenleme uyarınca; Türk Ticaret Yasasının 468 inci maddesi gereğince kurulan istihdam edilenler ve işçilere yardım vakıfları ayrıca aşağıdaki hükümlere tabidirler. denmekte olup, maddenin son fıkrasında Faydalananlar vakfa aidat ödedikleri veya vakfı düzenleyen hükümler onlara edayı talep hususunda bir hak bahşettiği takdirde, vakfın edalarını dava yoliyle... talep edebilecekleri hükme bağlanmıştır.
4721 sayılıTürk Medeni Yasasının Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı başlıklı 110. maddesi de benzer bir düzenleme içermekte olup; Yararlananların, vakfın edimlerinin yerine getirilmesini dava yoluyla isteyebilecekleri belirtilmektedir.
17.07.1964 gün ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının yürürlüğe girmesi üzerine, Bankalar, sigorta şirketleri, ticaret ve sanayi odaları ve borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personelinin malullük, yaşlılık ve ölümlerinde yardım yapmak üzere bu yasanın yayımı gününe kadar tesis veya dernek olarak kurulmuş bulunan sandıklar, bu Yasanın yayımı gününden itibaren ...bu personelin, iş kazalariyle meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, en az bu kanunda belirtilen yardımları sağlayacak, birer tesis (vakıf) haline getirildikleri takdirde, bu teşekküllerin ve sandıkların personeli 506 sayılıYasa uygulanmasında sigortalı sayılmayacakları belirtilmektedir.
İşlevi, tıpkı Sosyal Güvenlik Kurumu (devredilen SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı) gibi emeklilik sandığı niteliğinde bulunan bu vakıflar dışında bulunan, Türk Ticaret Yasası 468. maddesi hükmü dikkate alınarak, 743 sayılı Türk Yasası Medenisinin 77/A maddesi uyarınca tesis (vakıf) biçiminde yapılandırılan ve munzam sandık-vakıf olarak ifade de edilen yardımlaşma sandıklarından yararlananlara dava hakkı da anılan Medeni Yasa hükümleriyle tanınmıştır.
Bu tür munzam sandık-vakıflara ait olarak, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının Yardımlaşma sandıkları başlıklı 128. maddesinde; Sigortalı çalıştırılan her türlü işlerde ve iş yerlerinde, herhangi ad altında kurulmuş veya kurulacak olan borç verme, emekli ve yardım sandıkları ve benzerleri, faaliyetlerine ve kuruluş amaçlarına göre ilgililere menfaatler sağlamaya devam edebilir ifadeleriyle yer verilmiş olması, 1964 yılında kabul edilen 506 sayılı Yasanın Geçici 20. maddesinde tanımlanan, emeklilik sandığı niteliğinde bulunan vakıflar gibi bir yeniden yapılanma sürecine girip-girmeyecekleri yönünde oluşan tereddütleri gidermeye yönelik olup, amacı; İş kazalariyle meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlamak olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun, uyuşmazlıkların çözüm yerini düzenleyen 134. maddesindeki Bu yasanın uygulanmasından doğan uzlaşmazlıklar, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görülür. Hükmü kapsamında ele alınarak, yardımlaşma sandıklarınca sağlanan, bir ekonomik, mali değerle ifade edilen yardımların dahi, sigorta kollarından sağlanan yardımlar gibi ele alınmasında yasaca olanak bulunmamaktadır.
Kaldı ki, 01.10.2008 gününde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda da yardımlaşma sandıklarına ait bir düzenlemeye de yer verilmeyerek, bu yönde oluşan tereddütler giderilmiştir.
Davalı Vakfın, Türk Ticaret Kanununda ifade edilen olanaktan yararlanmak üzere, 743 sayılıTürk Yasası Medenisi 77/A maddesi uyarınca kurularak, yararlananlarına belli şartlar altında ekonomik ve mali olanaklar sağlamayı amaçladığı, 506 sayılı Yasanın Geçici 20. maddesinde tanımlanan nitelikte emekli sandığı vakfı niteliğinde bulunmadığı, Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 29.06.2000 tarih ve 24094 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Yasasının Uygulanmasına ait 2 No.lu Tebliği ekindeki 506 sayılı Yasanın Geçici 20. maddesine Tabi Özel Emekli Sandıkları başlıklı listede de davalı vakfın adının geçmediği anlaşılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.12.2006 tarih 2006/18-820 esas, 810 karar sayılı kararlarında da belirtildiği gibi; davalı vakfın 506 sayılı Sosyal sigortalar kanununa tabi bulunmadığı, Türk Yasası Medenisi hükümlerine göre kurulduğu, taraflar arasında 506 sayılıSosyal Sigortalar Yasası kapsamında bir sosyal güvenlik ilişkisi bulunmadığı, ortada iş mahkemelerinin görev alanını düzenleyen 5521 sayılıİş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesi kapsamında bir uyuşmazlığın bulunmadığı gözetildiğinde vakıf senedinin uygulanmasından doğan davalara bakma görevi genel mahkemelere aittir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararının Dairemizce yapılan değerlendirmeleri sonrasında, munzam vakıflar ile vakıf üyeleri arasındaki uyuşmazlıklara genel mahkemelerde bakılması gerektiği yönündeki düşünce benimsenmiştir. Bu değerlendirme sonrasında görülen uyuşmazlıklarda, görev hususunun kesinleşip kesinleşmediği de gözetilmek suretiyle açıklanan kabul doğrultusunda inceleme yapılarak karar verilmektedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasanın 7. maddesi hükmü uyarınca, Mahkemenin görevi kamu düzeni ile ilgili olduğundan mahkemece resen ve yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.
Mahkemece yukarda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girilip yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması, usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle bozulmasına, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, 22.06.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy