(506 S. K. m. 68, 121, Geç. m. 91) (5510 S. K. m. 96) (818 S. K. m. 63)
Dava: Dava, yersiz ödendiği söylenen ölüm aylığının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, yersiz ödenen aylıkların 06.08.2003 tarihinden sonrası için talep edilebileceğinden bahisle, davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuştur.
Karar: Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi E. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı Kurum tarafından; yaşamını yitiren sigortalı babası üzerinden, tahsis başvurusu üzerine, 506 sayılı Kanun hükümleri gereğince kendisine 01.12.1988 tarihinden ölüm aylığı bağlanan hak sahibi kız çocuğu konumundaki davalıya, 1479 sayılı Kanun kapsamında gerçekleşen, 15.12.1978-20.04.1982, 01.02.1985-09.10.1996 tarihleri arasındaki zorunlu, 15.10.1996-27.01.1997 dönemindeki isteğe bağlı sigortalılık süreleri toplamı üzerinden bu kez yaşlılık sigortası hükümlerine göre 01.02.1997 tarihi itibarıyla aylık bağlandığı, söz konusu olguyu sonradan saptayan Kurumca 2007 yılının Aralık ayında tesis edilen işlemle ölüm aylığının kesilip 23.02.1997-25.01.2006 tarihleri arasında yersiz ödendiği ileri sürülen ölüm aylıkları ve faiz toplamı yönünden davalıdan tahsili amacına yönelik olarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Davanın temel yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun ölüm sigortası hükümlerinin düzenlendiği bölümü içerisinde yer alan ve Eş ve çocuklara aylık bağlanması başlığını taşıyan 68'inci maddesi olup, hak sahibi kız çocukları yönünden maddenin (I) numaralı bendinde aylık bağlama koşulları açıklanmıştır. Buna göre; ölüm aylığı tahsisi için kız çocuklarının Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmamaları, buralardan gelir veya aylık almamaları zorunlu olup belirtilmelidir ki, maddede yazılı Sosyal Sigorta sözcüğünün Bağ-Kur Genel Müdürlüğü'nü de içine alacak şekilde anlaşılması gerekir. Diğer taraftan; hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir ve aylıklar yönünden kanun koyucu tarafından, 09.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5386 sayılı Kanunun 2. maddesiyle 506 sayılı Kanuna geçici 91'inci madde eklenerek, 06.08.2003 tarihinden önce hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir ve aylıkların; bunların evlenmeleri, Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmaları veya kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık almaları hariç olmak üzere geri alınmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, hak sahibi kız çocuklarına bağlanan gelir veya aylıkların kesilme nedenleri; evlenme, Sosyal Sigortaya ve/veya Emekli Sandıklarına tabi çalışma, kendi çalışmalarından dolayı buralardan gelir veya aylık alma halleri ile sınırlandırılmıştır. Madde hükmünün uygulanmasında, kuşkusuz kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alma kavramının yorumu ve anılan ibareye yüklenmesi gereken anlam önem arz etmektedir. Hak sahibi kız çocuğuna tümüyle zorunlu sigortalılığı üzerinden değerlendirme yapılarak gelir veya aylık bağlanması durumunda kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık alma olgusunun gerçekleştiği belirgin olduğu gibi, tamamen isteğe bağlı sigortalılık süreleri gözetilerek gelir veya aylık bağlandığı takdirde ise madde hükmünün kapsamı dışına çıkıldığı, bir başka anlatımla bu gibi durumda ölüm aylığının kesilemeyeceği açıktır. Kız çocuğuna bağlanan gelir veya aylığın hem zorunlu, hem isteğe bağlı sigortalılık süreleri toplamına dayanması durumunda ise; ancak, ilgilinin isteğe bağlı sigortalılığının tek başına gelir veya aylık bağlanmasına yeterli gelmesi koşuluna bağlı olarak kendi çalışmaları kavramının varlığından söz edilemez. Eş söyleyişle; zorunlu sigortalılık süresinin dışlanması gelir veya aylık bağlanması koşulları üzerinde etkili değilse, kız çocuğuna tümüyle isteğe bağlı sigortalılık süreleri gözetilerek gelir veya aylık bağlanmış gibi kabul edilerek Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı tarafından hak
sahibi sıfatıyla kendisine tahsis edilen ölüm aylığı kesilemez.
Sigortalılara veya hak sahiplerine yapılan yersiz ödemelerin ilgililerden geri alınmasının hukuki dayanak ve ilkelerine ilişkin olarak ise; 06.08.2003 günü yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 47 maddesi ile değişik 506 sayılı Kanunun Sigorta yardımlarının haczedilemeyeceği, yanlış ve yersiz ödemelerin tahsili başlığını taşıyan 121'inci maddesinin ikinci fıkrasında; yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılan her türlü gelir, aylık ve sigorta yardımlarının 84'üncü maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonra ki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınacağı, Kurumun genel hükümlere göre takip hakkının saklı bulunduğu açıklanmış olmasına karşın, yersiz ödeme durumunda geri verme yükümünün kapsamı belirlenmediği gibi, söz konusu Kanun içeriğinde bu konuda herhangi bir düzenlemeye de yer verilmemiştir. Bu konuda 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Yersiz ödemelerin geri alınması başlığını taşıyan 96. maddesinin birinci fıkrasında, Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacak arından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. hükmü öngörülmüştür. Söz konusu Kanunun geçici maddelerinde, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğine işaret eden herhangi bir kural da bulunmadığından, sonuç olarak 96. madde düzenlemesinin, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklarına ilişkin süregelen uyuşmazlıklara uygulanması zorunlu olduğu gibi, bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63'üncü maddesinin de gözetilmesi gerekmektedir. Anılan maddeye göre; haksız olarak (nedensiz) bir edinimde bulunan kimse, onun geri alınması zamanında elinden çıkmış olduğunu kanıtladığı tutar oranında ret ve geri vermekle yükümlü değil ise de, haksız edinimde bulunan, o şeyi kötü niyetle elden çıkarmış veya onu elden çıkarırken sonradan ret ve geri vermeye zorunlu tutulacağını biliyor ise ret ve geri vermekle yükümlüdür. Bir başka anlatımla; iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacak, buna karşın; zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacaktır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; 1479 Sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olan davalıya, 506 sayılı Kanun hükümleri gereğince ölüm aylığı bağlanması, bu konuda yürürlükte bulunan yasal düzenlemeye açıkça aykırı olup, Kurumca gerçekleştirilen aylık iptal işlemi yerinde olduğu gibi, ölüm aylığı tahsisi aşamasında düzenlenen beyan ve taahhüt belgesi karşısında kendisinin kötü niyetli olduğu ve dolayısıyla Kurumun istirdada hak kazandığı da belirgindir. Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken 5510 sayılı Kanunun 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında değerlendirme yapılarak elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın, hükümde yazılı olduğu şekliyle kısmen kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.10.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy