(5510 S. K. m. 4) (1086 S. K. m. 91, 95)
Dava: Davacı, ortağı olduğu limited şirketin aynı zamanda hizmet akdiyle çalışanı olması nedeniyle, şirket ortaklığına dayalı re'sen yapılan Bağ-Kur sigortalılığının iptali ile bu dönemde Bağ-Kur sigortalısı olmadığının tespitini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Y. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Dava, 1479 Sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkeme tarafından karar verildikten sonra, kararı süresinde temyiz eden ve vekaletnamesinde davadan feragat yetkisi bulunan davacı avukatı 26.5.2011 tarihinde davadan feragat dilekçesi vermiştir.
Davanın, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4/b-3 bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı yasanın Geçici 7. maddesi gereğince mülga 1479 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, söz konusu mevzuat hükümleri gereği yapılan inceleme sonucunda; sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. Yasaların öngördüğü belli bir sosyal güvenlik kuruluşu sigortalısı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü yaratır. Kişi ve sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü, yenilik doğurucu iradi bir durum değil, yasa gereği kendiliğinden meydana gelen statüyü belirlemekten ibarettir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından H.U.M.K.'nun 91'inci maddesi kapsamında feragat olanaksızdır ve açılan sigortalılığın ve sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davadan vazgeçemeyeceği gibi, menfi sigortalılık tespitlerine ilişkin davadan da vazgeçilemez. Davacı ancak, anılan Kanunun 185'incimaddesinde düzenlenen hakkını kullanabilir ve ileride yeniden dava açabilme hakkını saklı tutarak, davalının rızası ile davanın takibinden vazgeçebilir veya Kanunun 409'uncu maddesi hükmü gereğince davayı takip etmeyerek yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve giderek davanın açılmamış sayılması sonucunu elde edebilir.
Öte yandan. H.U.M.K.nun 95. maddesine göre, davadan feragat kati bir hükmün sonuçlarını doğurur. Ancak, mahkemece bir karar verilip, davadan el çekildikten sonra temyiz aşamasında davadan feragat edilmekle, bu konuda karar vermek yetkisi mahkemeye ait bulunduğundan, davadan feragatin mümkün olmadığı ancak H.U.M.K.nun 185. maddesinde düzenlenen hakkı veya aynı yasanın 409. maddesinde düzenlenen, davayı takipten vazgeçme hakkını kullanabileceği hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan ve hükümden sonra ortaya çıkan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu belirgin olup, bozulması gerekmektedir O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davacıya iadesine, 23.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy