(506 S. K. m. 26) (1086 S. K. m. 39, 40)
Davacı, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerde meydana gelen artış ile kusur farkının 506 sayılı Yasanın 26. maddeleri uyarınca tazminine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın davalılar K. W. Yapı Koop. ve U., M. J. ve J. Ç. yönlerinden husumetten, davalı N. K. yönünden ise esastan reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekilince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi İ. L. B. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı kararı ile 26. maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, mahkemenin buna ilişkin kabul gerekçesinde bir isabetsizlik yoktur.
Davalı Kooperatifin, dava tarihinden önce, 29.6.2005 tarihli genel kurulda tasfiye işlemlerinin tamamlanmış olduğu, kooperatifin kapatılmasına karar verildiği, 01.07.2005 tarihi itibariyle de Ticaret Sicilinden terkinine karar verildiği anlaşılmakla, son yönetim kurulu üyeleri ve tasfiye memurları olan davalılar U., M. J. ve J. Ç.'ün işbu dava yönünden kişisel sorumlulukları bulunmamakla, haklarındaki red kararı sonuç itibariyle doğrudur.
Ancak, davacı Kurum vekiline HUMK'nın 39. ve 40. maddeleri hükümleri uyarınca uygun süre verilerek, kooperatif tüzel kişiliğin yeniden ihyası hakkında tasfiye kurulu ile ticaret siciline husumet tevcihi suretiyle dava açmasının sağlanması ve dava açıldığı taktirde bu davanın sonucunun beklenmesi, tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde bu tüzel kişinin katılımıyla davanın görülmesi ve varılacak sonuç uyarınca karar verilmesi gereklidir.
Hukuk Genel Kurulunun 07.5.2008 gün ve 10-363 E, 366 K. sayılı ilamında da belirttiği üzere, sigortalı veya hak sahiplerine bağlanan gelirde meydana gelen her artış ya da değişikliğin ayrı bir olgu niteliğinde bulunup, ilk peşin değerli gelir ile artışlar nedeniyle açılan ilk rücu davasının kesinleşmiş olmasının, ilk peşin değerli gelirin (ilk davada hüküm altına alınmayan) kusur farkı nedeniyle kesin hüküm engeli oluşturmayacağının, eldeki davada, sürekli iş göremezlik gelirinin ilk peşin sermaye değerinin, artışlardan bağımsız, ayrı bir olgu, ayrı bir değer ifade ettiğinin, davacı Kurum yönünden kazanılmış hak oluşturması ve kesin hüküm nedeniyle olumsuz dava şartı niteliğinde bulunmaması karşısında, mahkemece, ilk peşin değerli gelirin hüküm altına alınmayan bölümünün kabulü gerektiği de dikkate alındığında;
Davalılardan N. K. yönünden, davanın teselsüle dayalı olarak açıldığı, Dairemizin 2003/132-705 sayılı açıklamalı onama ilamı ile kesinleşen ve U. ile N. K. 'a yöneltilen ilk davada, N. K.'ın %50, K. W. Yapı Kooperatifin %25 kusurlu bulundukları, talebin %75 olmasına karşın M.'nın %50 kusuru esas alınarak aleyhine hüküm kurulduğu, ancak onama ilamında Kurumun, varsa Kooperatifin kusurundan ötürü ayrıca dava açabileceğinin belirtilmiş olduğu gözetilmemiştir.
O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.05.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)