(506 S. K. m. 6, 7, 79)
Dava: Dava, davacının davalı işverene ait işyerinde 02.10.1995-10.07.2005 tarihleri arasında çatı ustası olarak sürekli çalışmış olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi N. Ş. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1- 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın geçici 7/1. maddesi hükmünde Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun un geçici 20. maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler düzenlemesinin yer alması ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağının 506 sayılı Kanun, giderek 79. madde olduğu kabul edilmelidir.
506 sayılı Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak Kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Davacı, 02.10.1995-10.07.2005 tarihleri arasında çalıştığı sürelerin tespitine karar verilmesini talep etmiş ise de, davacının talep ettiği süre içinde kalan 11.06.2002-30.06.2003 tarihleri arasında başka işyerinde çalışmış olup, bildirimleri bulunduğundan, 11.06.2002 öncesi çalışmaları 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi gereğince hak düşürücü süreye uğramış olup, mahkemenin bu konudaki kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davacı, talep ettiği sürelerde sadece kış aylarında yağmur, kar yağdığı zamanlarda çalışamadığını beyan ettiği halde, mahkemece, bu husus üzerinde durulmadığı yine, kendi nam ve hesabına çalışmasının bulunup bulunmadığının araştırılması yönünde vergi kaydı ile, Bağ-Kur sigortalılığının bulunup bulunmadığı araştırılmamış, dinlenen tanık beyanlarından da davacının 2004 yılı yaz aylarına kadar çalıştığı ifade edilmiş, ancak talep sonu olan 10.07.2005 tarihine kadar çalıştığına dair delil bulunmadığı ve hizmet cetvelinde de davacının davalı işyerinde 01.07.2004-05.10.2004 tarihleri arasında ve sonrasında da 30.03.2006 tarihinden itibaren kesintili olarak bildirimleri bulunduğundan, karar vermeye yeterli olacak şekilde delil araştırması yapılmadığı anlaşıldığından bu durumda yapılacak iş; davacının vergi ve Bağ-Kur sigorta kaydı olup olmadığı ilgili kurumlardan sorulmalı, tespite konu çalışmalara ilişkin olarak -varsa- işveren nezdindeki işe giriş bildirgeleri dahil belgeler getirtilmeli; işbu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalıca hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanmalı; kayıtlarda görünmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince yeterince araştırılmalı; yukarıda öngörülen nitelikte yazılı belge ibraz olunmayan çalışma süreleri yönünden ise, o dönemde sigortalı ile birlikte çalışan ve kişilerin somut bilgi ve görgülerine başvurulmalı, kış aylarında çalışmadıkları süreler açıklattırılmalı, davanın niteliği gereği davalı işverenin tanıkları da dinlenerek, böylece bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
2-Kabule göre de; HGK'nun 28.05.2008 günlü 2008/10-370 Esas, 2008/410 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 417/1. maddesine göre yargılama giderlerinden, davada haksız çıkan tarafın sorumlu olduğu ve davanın kısmen reddi nedeniyle davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmesinin yasal bir zorunluluk olduğu gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan D... Ltd. Şti.ve iadesine, 13.06.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy