(2004 S. K. m. 67) (5510 S. K. m. 4, 97, Geç. m. 7) (506 S. K. m. 92, 121) (818 S. K. m. 33, 63, 66) (YHGK. 16.09.1987 T. 1987/9-68 E. 1987/618 K.)
Dava: Davacı, davalı M. A.'ın malullük geliri almakta iken yaşlılık aylığı almaya başlaması nedeniyle iptal edilen aylıklarının tahsili için yapılan icra takibine itirazının iptali ile takibin devamına, icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozma ilamına uyarak, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraflar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi N. Ş. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Karar: Davanın, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı yasanın Geçici 7. maddesi gereğince mülga 506 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, söz konusu mevzuat hükümleri gereği yapılan inceleme sonucunda;
1- Dairemizin bozma ilamı ile mahkemece daha önce verilen hüküm Davalıya 01.10.1967 tarihinden itibaren iş kazası nedeniyle malullük geliri bağlanmış olup, 15.06.1989 tarihinden itibaren de yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Davalı, davacı Kurumdan yaşlılık aylığı talebinde bulunduğunda ibraz ettiği matbu belgede işkazası ve meslek hastalığı sigortalarından gelir alıp almadığına ilişkin bölüm ile diğer bölümleri boş bırakarak tahsis talebinde bulunmuş olup Kurum tarafından yaşlılık aylığı da tam bağlanmıştır. Davalının önceden bağlanan malullük geliri nedeniyle daha sonra bağlanan yaşlılık aylıklarının 506 sayılı Kanunun 92. maddesinin 2. fıkrası gereğince karşılaştırılarak yüksek olanın tam, eksik olanın yarısı verilmesi gerekirken, 506 sayılı Kanun uyarınca gelir veya aylığın tam olarak alınmasına açık yasal engel oluşturan bu durumu belirtmeyip Kurum'u yanıltarak aylık bağlanmasını sağlamış olması karşısında kötüniyetli kabul edilmesi gereken davalının mahkemece iyiniyetli kabul edilerek, BK. 63. maddesi gereğince de ödenenleri tüketmiş olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda dava konusu talebe yanlış anlam verilerek uygulama yeri olmayan 6183 sayılı Kanun gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanarak 01.01.1999-25.01.2004 tarihleri arasında iadesi gereken aylıkların tahsiline karar verilmiştir.
01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Yersiz ödemelerin geri alınması başlıklı 96. maddesinin birinci fıkrasında Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;
a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. hükmü öngörülmüştür.
Konuya ilişkin 5510 sayılı Kanun öncesi mevzuata bakıldığında, 506 sayılı Kanunun 121. maddesinde yersiz ödeme halinde iade yükümünün kapsamını belirleyen bir düzenleme bulunmadığı gibi, anılan Kanun içeriğinde konuyu düzenleyen başka bir özel düzenlemenin de yer almadığı görülmektedir. 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi ile 506 sayılı Kanunda yer almayan yeni bir düzenleme getirilmiş, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetle veya kötü niyetle gerçekleşmesine bağlı olarak istirdadı mümkün ödeme miktarları belirlenmiştir. Kapsam belirlendikten sonra, ilgilinin Kurumdan alacağı yoksa geri alma işleminin genel hükümlere göre yapılacağı öngörülmüştür. 5510 sayılı Kanunun geçici maddelerinde ise, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğini öngören herhangi bir kural yer almamaktadır.
Kurumun istirdadını isteyeceği yersiz ödemenin kapsamını belirlemedeki irade serbestisi de, 5510 sayılı Kanunun 96. maddesi hükmünün, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacakları konusunda süren uyuşmazlıklara uygulanması gereğini doğurmaktadır.
5510 sayılı Kanunun 96. maddesiyle getirilen düzenleme, sebepsiz zenginleşmede iade konusuna ilişkin özel bir düzenleme olup; zamanaşımı hükmü olarak nitelenmesine olanak bulunmamaktadır. Maddenin genel hükümlere atfı, 5510 sayılı Kanunun 97. ve diğer maddelerinde zamanaşımı konusunda özel bir düzenlemenin yer almamış olduğu durumlarda zamanaşımı konusunun, genel hükümlerden hareketle çözümünü gerektirmektedir.
Ayrıca, oluşan Kurum alacağı yönünden, zamanaşımı süresi; Borçlar Kanununun 66 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde Kurumun yetkili organının sigortalıya ödenen iş bu yaşlılık aylıklarını geri almaya hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde bir talep hakkının doğumundan itibaren 10 yıldır. Davaya konu olayda, Kurumun yetkili organının (dava açmaya yetkili makamın/organın) öğrenme tarihi araştırılarak (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.09.1987 T.,1987/9-68 E.,1987/618 K.) ve zamanaşımını kesen nedenleri öngören BK.nun 33. maddesi hükmü de göz önünde tutulmak suretiyle davacının zamanaşımı defi irdelenmelidir.
Zamanaşımı definin bu açıklama doğrultusunda yapılacak araştırma sonucuna göre değerlendirilmesi, zamanaşımına uğramadığının tespiti halinde ise, işin esasına girilerek yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile alacağın 6183 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek zamanaşımı hükümlerinin uygulanması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
2- Kabule göre: yersiz ödenen aylıklar toplamı olan asıl alacağın, icra takip ve dava tarihi itibarıyla varlığı ve tutarının belli ve sabit, dolayısıyla, likit nitelikte olduğu belirgin bulunduğundan, takibe haksız itiraz eden davalı borçlunun, davacı alacaklı Kurum yararına hüküm altına alınan asıl alacak tutarının %40'ı oranında tazminatla sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu icra inkar tazminatı isteminin reddi yönünde hüküm kurulması da, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 07.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy