(506 S. K. m. 77, 78, 79) (1086 S. K. m. 288) (4857 S. K. m. 39) (YHGK. 29.06.2005T. 2005/21-409 E. 2005/413 K.) (YHGK. 20.10.2010 T. 2010/10-481 E. 2010/524 K.)
Dava: Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin ve aylık ücretin tespiti istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı SGK Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: 1) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) 18.08.2006 - 24.09.2006, 14.04.2007 - 23.04.2007 tarihleri arasında davalı işveren şirkete ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti istemine ilişkin davada mahkemece yapılan yargılama sonunda istem kabul edilerek davacının aylık 3.000,00 TL. ücretle çalıştığı hüküm altına alınmıştır.
Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 79'uncu maddesinin onuncu fıkrasında, yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca saptanmayan sigortalıların, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Maddede öngörülen, Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkin davalarda istem, yargılama aşamasında açıkça belirtilmemiş olsa da, söz konusu fıkradan hareketle aynı zamanda sigorta primine esas kazanç miktarının tespiti talebini de içermektedir. Kesinleşen mahkeme ilamı, işverence Kuruma verilmeyen bildirgelerin yerine geçecek belge niteliğinde olduğundan, hükümde, saptanan dönem için aylar itibarıyla prim ödeme gün sayıları ile birlikte ayrıca, 506 Sayılı Kanunun 77'nci maddesine göre hesaplanacak olan bir günlük ücretin belirtilmesi de gerekmektedir. Bu kapsamda ücretin ve davalı Kuruma diğer davalı konumundaki işveren tarafından ödenen/ödenmesi gereken primlerin tutarının belirlenebilmesi amacıyla, prime esas kazancın saptanmasında, gerçek ücretin esas alınması zorunludur. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 3'üncü maddesinde ücret, 4'üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendi kapsamında sigortalı sayılanlara saatlik, günlük, haftalık, aylık veya yıllık olarak para ile ödenen ve süreklilik niteliği taşıyan brüt tutar olarak tanımlanmış, 4857 sayılı İş Kanununun 32'nci maddesinde de genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tarif edilmiştir.
Diğer taraftan; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun; 288'inci maddesinde, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belirli bir tutarı geçtiği takdirde senetle kanıtlanması gerektiği, bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri, ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple belirli bir tutardan aşağı düşse bile senetsiz kanıtlanamayacağı bildirilmiş, 289'uncu maddesinde, 288'inci madde uyarınca senetle kanıtlanması gereken konularda yukarıdaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati durumunda tanık dinlenebileceği, 292'nci maddesinde de, senetle kanıtlanması zorunlu konularda yazılı bir delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği açıklanarak delil başlangıcının, dava konusunun tamamen kanıtlanmasına yeterli olmamakla birlikte, bunun var olduğunu gösteren ve aleyhine sunulmuş olan tarafça verilen kağıt ve belgeler olduğu belirtilmiştir.
Buna göre; bu tür hizmet tespiti davalarının kamusal niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü kanıtla ispatlanabilme olanağı bulunmakla birlikte ücretin ispatı konusunda aynı genişlikte bir serbestlik söz konusu değildir ve değinilen 288'inci maddede yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işverenin veya sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. 506 Sayılı Kanunun Günlük kazanç sınırları başlığını taşıyan 78'inci maddesinde, bu Kanun gereğince alınacak prim ve verilecek ödeneklerin hesabına esas tutulan günlük kazancın alt sınırının, 4857 sayılı İş Kanununun 39'uncu maddesine göre 16 yaşından büyükler için belirlenen günlük asgari ücret olduğu, üst sınırının ise günlük asgari ücretin 6,5 katı olduğu açıklandıktan sonra günlük kazançları alt sınırın altında olan sigortalılar ile ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançlarının alt sınır üzerinden hesaplanacağı hüküm altına alındığından, hizmet tespiti davalarında günlük kazancın alt sınırı, söz konusu 288'inci maddede belirtilen sınırı aştığı takdirde ücretin yazılı delille saptanması gereğinin pratikte herhangi bir önemi kalmamaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.06.2005 gün ve 2005/21-409 Esas, 2005/413 Karar sayılı, 20.10.2010 gün ve 2010/10-481 Esas, 2010/524 Karar sayılı, 20.10.2010 gün ve 2010/10-482 Esas, 2010/525 Karar sayılı ilamlarında aynı yaklaşım ve görüş benimsenmiştir.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ile ortaya çıkan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece yöntemince inceleme ve araştırma yapılmaksızın, tanık anlatımlarına dayanılarak davacının aylık 3.000,00 TL. ücretle çalıştığı yönünde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 05.05.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy