(506 S. K. m. 79, 82) (3395 S. K. m. 3, 5) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Dava, 506 Sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılardan SGK Başkanlığıyla M. E. ve O. A. avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: İstem, 10.05.1977-02.04.1999 tarihleri arasında davalı işverenlere ait işyerlerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine yönelik olup; yalnızca, davalı Ö...Ltd. Şti. adına tescilli
. sicil numaralı işyerinden 01.04.1997-02.04.1999 döneminde adına kısmi bildirim ve prim ödemeleri gerçekleştirilen davacı hakkında sigortalı işe giriş bildirgeleri düzenlenmediği,
. sicil numaralı işyerinin 1985-31.12.1994 tarihleri arasında davalı M. E. adına tescilli olduğu, davalı O. A. adına tescilli işyeri bulunmayıp, anılan davalının 28.02.1987-30.06.1989 döneminde vergi yükümlülüğü ve faaliyeti ile 17.12.1984-16.08.1989 tarihleri arasında Esnaf ve Sanatkarlar Sicil Memurluğu kaydının olduğu, 15.05.1996-30.04.1999 döneminde 506 Sayılı Kanun hükümleri kapsamında işyerine sahip davalı Ö...Ltd. Şti.'nin Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kuruluşunun 06.01.1995 günü ilan edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda iddiayı doğrulayan iki tanığın anlatımlarına dayanılarak talep kısmen kabul edilip, 01.01.1984-30.06.1989 döneminde davalı O. A.'a ait, 01.07.1989-31.12.1994 döneminde davalı M.E.'e ait, 06.01.1995-31.03.1997 tarihleri arasında davalı Ö...Ltd. Şti.'ye ait işyerlerinde kesintisiz çalışıldığının tespitine karar verilmiş ise de, toplanan kanıtlarla yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya elverişli olmadığı belirgindir.
Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun Prim Belgeleri başlığını taşıyan 79'uncu maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan Kanunun 6 nci maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenlemeyle anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına dair bu tür davaların kamu düzeniyle ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Bu bağlamda, hak kayıplarıyla gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan, söz konusu onuncu fıkrada, yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca belirlenmeyen sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilamla ispatlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamlarıyla prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanunla getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolmasıyla hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Anılan Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 Sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 Sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır.
Ayrıca; Prim borçlarına halef olma başlıklı 506 Sayılı Kanunun 82 nci maddesinde, sigortalıların çalıştırıldığı işyeri devredilir veya intikal ederse, eski işverenin Kuruma olan sigorta primiyle gecikme zammı ve faiz borçlarından, aynı zamanda yeni işverenin de müteselsilen sorumlu olacağı ve buna aykırı sözleşmelerin geçerli kabul edilmeyeceği bildirilmiştir. Yeni işverenin sorumluluğunun hukuksal dayanağı, sigorta primiyle buna bağlı olarak gecikme zammı ve faiz borcuyla sınırlı halefiyettir. Uygulamada hangi durumların devir ve intikal kavramına girdiğinin saptanması önem taşımaktadır. Maddenin uygulanabilmesi için, işyeri faal (işler) iken ve sigortalılarla birlikte devir ve intikal olgusunun gerçekleşmesi zorunludur. İşyerinin işler durumda iken satılması, kiraya verilmesi, hibe edilmesi, devir olarak, işverenin ölümü üzerine işyerinin işler durumda iken mirasçılara geçmesi, şirketin tür değiştirmiş olması da intikal olarak nitelendirilmelidir. Buna karşılık sigortalıların çalışmalarına son verilip işyerinin kapatılmasından sonra yeni bir işyeri açılması, işverenin sorumluluğu altında işyerinde başkalarının çalıştırılması, örneğin işyerinin işveren vekilince yönetilmesi gibi olgular, devir anlamında değildir. Belirtilmelidir ki; anılan maddede öngörülen sorumluluktan kurtulmak amacıyla danışıklı (muvazaalı) devir yoluna da gidilebilmektedir. Örneğin; işyeri kapatılmadığı halde kapatılmış gibi işlem yapılmakta, devir sözleşmesinin düzenlenmesinden kısa bir süre önce sigortalıların hizmet akitleri (iş sözleşmeleri) feshedilip daha sonra aynı sigortalılar yeni işverence yeniden işe alınmaktadırlar. Hatta işyerinin kapatılması amaçlanmadan önceki sigortalıların tümü işten çıkartılıp başka sigortalılar işe alınarak işyeri aynı amaçla ve önceki iş türüyle işletilebilmektedir. Bu gibi durumlarda, tarafların gerçek iradeleri, Türk Medeni Kanununun 2 nci maddesinde açıklanan objektif iyi niyet (dürüstlük) kuralı kapsamında yorumlanıp belirlenerek sonuca gidilmelidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; öncelikle davalı işverenler arasında işyeri devirlerinin/intikallerinin söz konusu olup olmadığı tüm açıklığıyla ortaya konulmalı, sonrasında,
sicil numaralı işyerine ait dönemsel sigorta primleri bordroları getirtilip, anılan bordrolarda bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmen,
sicil numaralı işyerine ait 1996/2-3. dönem bordrosunda bildirimi yapılan Ö.V. adlı sigortalının bilgi ve görgüsüne başvurulmalı, ayrıca, hüküm altına alınan tüm dönemlere dair olarak aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve bu kişilerin çalıştırdığı kimseler yöntemince belirlenerek ifadeleri alınmalı, belirdiği takdirde tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, aynı mahkemede yargılamasının sürdüğü ileri sürülen 2003/220 Esas numaralı işçi alacakları niteliğindeki davadan delil olarak yararlanılmalı, işyeri devirlerinin/intikallerinin söz konusu olmadığı anlaşıldığı takdirde 01.06.2004 günü açılan davaya dair olarak üç farklı işveren ve işyeri yönünden gerçekleşen çalışma iddiaları hak düşürücü süre bakımından irdelenmeli ve toplanan kanıtlar değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalı, kuşkusuz, istemin reddedilen bölümleri yönünden davacı vekilince temyiz yoluna başvurulmamakla davalılar yararına oluşan usulü kazanılmış hak olgusu da dikkate alınmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu, yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalılardan SGK Başkanlığıyla M. E. ve O. A. avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istemi durumunda davalılardan M. E. ve O. A.'a iadesine, 17.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy