(5510 S. K. m. 88) (1163 S. K. m. 62) (6183 S. K. Mük. m. 35) (506 S. K. m. 80) (YHGK 31.03.2004 T. 2004/10-528 E. 2004/533 K.) (YHGK 06.04.2005 T. 2005/10-183 E. 2005/241 K.) (YHGK 14.03.2007 T. 2007/3-121 E. 2007/128 K.)
Dava: Dava, ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A
B
tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:
Karar: Davacı, Tepecik Kalkınma Kooperatifinin ortağı olduğunu, bir dönem yönetim kurulunda görev aldığını, takibe konu prim borcu için öngörülen beş yıllık zamanaşımı süresi dolduğu gibi, kurum alacağının öncelikle Kooperatiften tahsil edilmesi gerektiğini belirterek ödeme emrinin iptaline karar verilmesini istemiş. Mahkeme, 5510 Sayılı Kanunun 88. maddesi ve Kooperatifler Kanununun 62/son fıkrasının 1.cümlesi birlikte değerlendirildiğinde, kurum işleminin yerinde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.
Somut olayda, Kooperatifin Kuruma olan prim borcu sebebiyle Kooperatif aleyhine icra takibinin yapıldığı, Kooperatifin malvarlığının araştırılarak, kaydi ve fiili hacizlerin yapıldığı, malvarlığının borcu karşılamadığının anlaşılması üzerine, yönetim kurulu üyelerine 6183 Sayılı Kanunun Mükerrer 35 ve 5510 Sayılı Kanunun 88. maddesine göre ödeme emirlerinin tebliğe çıkarıldığı, davacıya ödeme emrinin 16.9.2009 tarihinde tebliğ edildiği, işbu davanın 7 günlük yasal süre içinde açıldığı, İcra Takibine konu prim ve işsizlik borcunun, 2007 yılının 10, 11,12 ve 2008 yılının 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8.aylarına dair olduğu anlaşılmaktadır.
Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu, 6183 Sayılı Kanunun 35, mükerrer 35, mülga 506 Sayılı Kanunun 80/12 ve 5510 Sayılı Kanunun 88/16 maddesinde düzenlenmiştir.
Dava konusu uyuşmazlığa 1.10.2008 tarihinde tüm maddeleriyle yürürlüğe giren 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 88. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususu öncelikle çözülmelidir.
Kural olarak, aynı konuya dair ve aynı nitelikte iki kanunun aynı zamanda uygulanması söz konusu olamaz. Esasen kanunlar birbirini izlediğinden, kanunların zaman bakımından uygulanması sorunu olarak nitelenen bu sorun, kanunların birbiriyle çeliştiğini göstermez. Sorun, hangi kanunun geçerli olduğu sorunudur.
İlk olarak kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıklarıyla ilgili mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası. Turhan Kitabevi. Ankara. 2000. sh: 193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası. Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73).
Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür. (Yargıtay HGK; 9.3.1988 tarih ve 1987/2-860 E. 1988/232 K; 31.03.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 6.4.2005 tarih ve 2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.3.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K. sayılı kararları)
Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnaları arasında; kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydıyla kanunun yargılama hukukunu düzenlemesi, kamu düzeni ve genel ahlaka dair olması ve beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar bulunmaktadır.
Somut olayda; 5510 Sayılı Kanun'da 88. maddesinin geriye yürüyeceğine dair bir düzenleme bulunmadığı gibi, kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnalarından herhangi biri de söz konusu uyuşmazlıkta yer almadığından anılan 88. maddenin geriye yürütülmesine kanuni imkan bulunmamaktadır. O halde davanın yasal dayanağı, Prim ve işsizlik borcunun tahakkuk ettiği dönemde yürürlükte bulunan 506 Sayılı Kanunun 80/12 ve 6183 Sayılı Kanunun Mükerrer 35. maddesidir. 506 Sayılı Kanunun 80/12. maddesi hükmüne göre; tüzel kişiliği haiz işverenlerin, temsil ve ilzama yetkili üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri haklı bir sebep olmaksızın ödenmeyen prim, sosyal yardım zammı ve ferilerinden dolayı Kuruma karşı işverenle birlikte müteselsilen sorumludurlar. 6183 Sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesine göre; amme alacakları ve bu bağlamda davalı Kurumun işveren tüzel kişilerden prim ve diğer alacaklarının, tüzel kişinin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilciler mal varlıklarıyla sorumludurlar. Her iki düzenlemede de sadece ortak olmak yeterli olmayıp, prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, üst düzey yönetici ya da kanuni temsilci sıfatıyla işveren tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili bulunması gerekir.
Dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden, davacının, 30.6.2007 tarihinde yapılan olağan Genel Kurul Kararıyla Yönetim Kurulu üyesi seçildiği, Yönetim Kurulu üyeliğinin 1.6.2008 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul toplantısına kadar devam ettiği, temsil ve ilzama yetkili olanların Başkan H. Ö.. Başkan Yardımcısı A. U. ve Müdür A. F. olduğu, davacıya temsil ve ilzam yetkisinin verilmediği gibi 2008 yılının 6. 7 ve 8. aylarında yönetim kurulu üyesi dahi olmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yukarda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davacıya iadesine, 17.10.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy